Param olmasa da beni sevebilir misin?
Ben açken sen tok gezebilir misin?
Benden daha güzel ve yakışıklı birisi
Beni sana unutturabilir mi?
Paylaşmanın asaletini bencilliğin çirkinliğine
Tercih edebilir misin?
Cevap ver!
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




YALNIZ DEĞİLSİN
Sadece benim seni anlamam;
Sana yetmez biliyorum...
Seni anlatmak ise;
Bir dilin tüm hazinelerini tüketir...
Desem ki; “yalnız değilsin”
Anlatılabilir mi;
Yaşanmadan bilinmeyen
Aşkın kıymeti
“Aşk kolay değil desen”
Kim anlar seni...
Şair mısralarında;
Çektiği acıların resmini çizer.
Yalnızlıktır çoğu zaman payına düşen.
Şarkı olup dillere düşse;
Anlaşılabilir olmanın mutluluğunu
Yaşayabilir mi şair olan.
Kemal KABCIK
YENİLİĞE DOĞRU
Her gün bir yerden göçmek ne iyi.
Her gün bir yere konmak ne güzel.
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.
Dünle beraber gitti, cancağzım,
Ne kadar söz varsa düne ait.
Şimdi yeni bir şeyler söylemek lazım
MEVLANA
CEVAP VERİYORUM
varoluş mücadelesinde nefesine tutunuyorsam
umut savaşçısı olup; aşk uğruna tutuşuyorsam
hayaline gömülen düşüncelerimle çoğalıyorsam
umut ateşi nefesinle; çığlıklarına bölünüyorsam
gözlerinden aldığım aşk kıvılcımında tutuşarak;
gözyaşı ile yalnızlığımı besleyip büyütüyorsam...
senden kopan parçalarınla ayakta durabiliyorsam
bütünü oluşturma istenciyle düşüyorsam yollarına...
her sabah, her şafak vakti; hasretinle savrulurum...
yalnızlığın bahçesinde sevda yüklü güller açarken;
hece hece adını okur, umutla dolar-taşar gözlerim...
Kemal KABCIK
“Savaşların en büyüğü; insanın kendisiyle yaptığı savaştır. Akılla, gönülle savaşarak, sağduyusuna galip gelen kendisiyle barışık olan insanların var olduğu bu dünya da; ‘güler yüzlü’ ‘tatlı dilli’ ‘barışçı olmak’ o kadar zor mu ki?”
Orhan GENCEBAY
SAVAŞÇININ ÖZGÜRLÜĞÜ: NİYETİNİN SAFLIĞI İÇİNDE, SADECE GÖZLEMLEYEN BİLİNCİNE DUYULAN SORUMLULUK DUYGUSU İÇİNDE BAŞKA HİÇ KİMSEDEN BİR ŞEY BEKLEMEDEN YAŞAMAK.
(Savaşçı, Doğan CÜCELOĞLU Sayfa 396)
'SEVGİ; bir insanın olabileceğinin en iyisi olmasına, gelişmesine ve mutlu olmasına olanak sağlamaya kendini adamasıdır.'
(İletişim Donanımları SAYFA 197 Doğan CÜCELOĞLU)
“Gerçek dindar, bu evrenin sorumlu bir vatandaşıdır; o bilinç içinde duyar, algılar, düşünür ve eyleme geçer.” (Savaşçı, Doğan Cüceloğlu)
Sayın Gencebayın asaletine yakışır bir şiirdir.Her yönüyle şiir mükemmel Mükemmelliyetçiliğe hitap eden bir zihniyet bence cahit sıtkının 'Yaş otuzbeş' iyle aynı kefeye konur
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta