Murat köy köy gezen bir çerçiydi
sırtında göçebe bir dükkân taşırdı.
inci boncuk ayna tarak çakı çakmak satardı
ama bilmezdi, bir gün kendi kalbini satacağını
bir çift ela göze esir olacağını
Bir gün bir köye vardı gezmeye başladı
Toprak yorgun, sokaklar sessizdi.
Çerçiii diye bir ses yükseldi
avluların arasından
rüzgârın fısıltısıyla gelip kulağına değdi
murat sese döndü.
Bir avlunun içinde
halı tezğahının başında
yer minderinde oturmuş bir kız
Siyah saçları geceyi kıskandıran
nur cemali, ayı sönük bırakan
iki kaşı gerilmiş birer yay gibi
iki ela gözü
baharın tam ortasında açmış
bir çift gül gibiydi
sanki meleğin yer yüzü temsilcisi
Murat o anda bir ürperdi
bakışlar sanki kalbine mühür vurmuştu
Tam o sırada
sesin sahibi belirdi geldi
Anne
Ağır adımlarla yaklaşan bir ihtiyar kadın
muratın içine bir ateş düştü
sanki volkanlar patladı içinde
Eli titredi, dili kurudu
bütün bedeni ter içinde kaldı
sanki içindeki deniz kaynıyordu
Anne birkaç inci, bir ayna aldı
Murat o gün ilk kez
aynaya bakmadan satmıştı aynayı
çünkü yüzü değil, yüreği yanıyordu.
ve kadın gitti
Murat çakılmış bir çivi gibi kaldı yerinde
Kız baktı ama bir kapı aralamadı bakışıyla
Ve Murat ordan ayrıldı bedeni gitti
kalbi o avluda bir esir köle gibi kaldı
O günden sonra murat
hergün o köye mutlaka bir kere ugrar
ve o avlunun kapsında geçerdi
Her geçişinde
adımlarını yavaşlatır
umudunu hızlandırırdı
sevdiceğini bir kere göre bilmek için
Ama kız
bir göl gibi durgundu
yüzünde bir mutsuzluk vardı sanki
Murat dayanamadı.
Ana babasını istemeye gönderdi
Kapı açılmadı
İkinci kez gönderdi
cevap yine kapalı bir kapıydı
Muhtara gidip yardım istediler
Muhtar başını salladı
Olmaz dedi böyle vabale giremem dedi
Neden dediler
Başını eğip toprağa baktı,
ve olmaz dedi sadece
Bazen bir kelime
kırk kapıdan ağırdır
Ana baba eve döndü.
yüzlerinde bir umutsuzluk
yüreklerinde korku
Murat’a nasıl söyleyeceklerini bilemediler
Ama Murat’ın ısrarı
kök salmış bir ağaç gibiydi.
Yine gitti köye
sevdiğini görmeye ama avlu boştu
Bir gün yok. iki gün yok. üç gün yoktu
kalbi taş oldu sanki Murat’ın göğsünde
Dayanamadı,
utana sıkıla komşuya sordu
Komşu başını yana eğdi
Allah yüzüne baktı, kurtuldu dedi
Murat anlamadı önce
Sonra kelimeler çivi gibi battı kalbine
Kız belden aşağı felç
ve dermansız bir dert pençesindeydi
Yıllardır yürüyemiyordu
Yıllardır kaderini
iki adımlık bir mesafeye sığdırmıştı
Ve Murat o an anladı
Onu susturan gurur değilmiş
umutsuzlukmuş
Bakışındaki mesafe kibir değilmiş
yük olmama çabasıymış
O ela gözler
Gelme demiyormuş
Yüküm ağır diyormuş
Murat’ın içindeki ateş
o an başka bir duyguya dönüştü
Aşk, merhametle yoğrulunca
ateş olmaktan çıkar
körük olur
Ertesi gün muratın dünyasına
güneş başka doğdu
Murat o gün mezara gitti
Bu kez elinde inci boncuk yoktu
Sadece yüreği ve göz yaşı vardı
elindeki çiçek filizlerini
mezarın üzerine dikip her gün suladı
vasiyetimdir ölünce yanına koyun beni
filizler büyüyüp çiçek açtığı gün
Murat mezarın başına uzandı
Yüzünü çiçeklere çevirdi
Gökyüzü o gün
ilk gördüğü avlu kadar güzeldi
Son kez fısıldadı
Şimdi birbirimize yük değiliz
Aynı toprağın iki çiçeğiyiz
Bazı aşklar kavuşmak için değil
aynı toprağa kök salmak için yaşanırmış
Kayıt Tarihi : 13.2.2026 09:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!