I
Buzdağına çarptın mı bilmiyorum
ama Titanik
gibi oldu batışın
bir sen vardın çünkü
şiirin dört bacalı şairi
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




tüm şiirlerinde bir incelik yatıyor Sunay Akın'ın..
Bence de o Cemal gül idi.
Sunay Akın 'an'ların şairidir evet; ama içimizde hapsolmuş çocuğun anlarıdır o.Sunay Akın şiiri umudun,sevginin, vefanın çocuk sevinçlerinin şiiridir aynı zamanda.Orhan Veli, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun genç yaşlarda aramızdan ayrılmalarından sonra Türk şiiri çocuksu söyleme hasret kaldı.Gerçi 12 Eylül günlerinde birkaç şair çektiği acıları ancak annelerine şikayet ettiler; ama bu jargon daha çok hanımını anasına şikayet eden gurbetteki memur dedikodusundan öteye geçemedi.Kimse de inanmadı samimiyetlerine.Oysa Sunay akın şiirindeki çocuksu söylem sahiciydi,samimiydi.Zaten yaşam şekli de o çocuksuluğu yansıtmıyor mu? Hangimiz çocukluğumuzu hatırlatan bir eşyayı saklıyoruz? Ama o sakladı,biriktirdi,bazılarının dalga geçtiği dünyanın sayılı oyuncak müzelerinden birini kurdu; bu bile başlı başına şiirin ta kendisidir.
Sunay Akın divan edebiyatında sık kullanılan sanatlardan 'Hüsn-i talil'i (güzel nedene bağlama)
temel izlek aldı şiirlerine.Var olan bir durumdan güzel ve manalı yorumlar çıkardı.Arı duru dili Türkçenin pırıltısını yansıtır.Birçok sol şaiirin aksine geleneksel değerlerle barışık sevgi dolu bir adamdır o.Sunay Akın'ın büyüklüğünü,güzelliğini analayabilmemiz için ölmesini mi bekleyelim maazallah.İçi dışı sevgi dolu bir şiir emekçisi,Türkiye sevdalısıdır Sunay Akın,Allah uzun ömürler versin.
şiir mi ?cemal süreya mı?yoksa sunay akın mı? bu denklemin her birine yorum yapmak mümkün.anların şairi denilen zat zamanı ören hengamenin noktasına şiir yazmış olabilir.fakat bütün şiirler gücünü yaşanılan ve yaşanacak olan zamanlardan alır.şair için an yoktur.yok olma zehrini yutana kadar.
Saygı ile..
Şaire, şiire ve yorumlara saygılarımla..
Antoloji.co m/da kayıtlı 'Türküce' başlıklı şiirimin girişiyle şenliğe katılmak istiyorum:
'Yüreğimi yoğuran üryan masumiyetin,
'Türkü kanadında gelip,
'Gözlerime konuyor.
.............
.............
*Nadfir Şener Hatunoğlu: matematikçi-bilim umanı*
Sunay Akın lokal bir şairdir...bütüne değil... anlık zamana ait ...ihtiyaçtan doğmuş...boşlukları doldurmaya çalışan...içinde ki aşağılık duygusunu severim ama...yalın kalmıştır...hep terkedilecek biridir..o ağlamaya hep hazır dururken...şiir yazmayı tercih eder...yüzünde ki gülücükler hiç onun olmadı...olmayacakta...sevgilerimle
Epeyce aramama rağmen, günün şiiri ile ilgili yazdığım eleştiriyi bulamadım.
Demek ki ahlaka mugayir ifadeler kullanmışım ki görünmeyen bir el siliveemiş gaari.
Bu sayfaların düzeyli olmasından yanayım. Kişisel sataşmaları genellikle şık bulmam. Zaman zaman bazı yorumcuların bu sütunlar aracılığı ile salya sümük birbirlerine sataştığına da tanık olmuşumdur. İdeoloji her zaman şiirin önünden gitmiştir bu sayfalarda. Tema sında Allah inancı olan şiirler yerden yere vurulmuş Adeta İslam dinine küfürler savrulmuş, buna mukabil yönetimden tıs çıkmamıştır.
Şimdi soruyorum ben ne yazmışım ki hiçbir açıklama yapılmadan silinivermiş
Cemal Süreyya, bir titanik miydi? Yoksa bir kik miydi? Bukadar abartmaya gerek varmıydı? Şiir olayı artık büyük küçük, (usta, çırak) olayı kalmamıştır Zamanımızda çok daha anlamlı şiir yazan, yeteneklerimiz var. Ve bu da inkar edilemez. Ha şu da inkıar edilemez: eskıilerin ışığından faydalanılmak. Onlar bize ışık tuttu ve bizler onları geçmeye başladık bile. Bugün bu sitede, onları cebinden çıkaracak ne amatörler var.
Bir şiirimi haddim olmayarak sizlere sunmak istiyorum.
Babam
babam bir hamaldı
dünyanın yükü üzerindeydi
ben, kardeşlerim, anam
kırlaşan saçları
aramızdan ağır ağır alıp götürürken
hep gülümsedi bize
yaşamadı kendi hiç
kustu kursağımıza
heybesinden
kaldı kendi
bir iğne, bir iplik
ve biz uçmayı
öğrendik.
Sevgi ve saygılarımla.
Cemal süreyaya sözüm yok ama günün şiiri olabilirmi bu şiir dedim fakat olmuş bile...
Anlamadığım şiir, benim şiirim değildir.
Bu şiir ile ilgili 29 tane yorum bulunmakta