Zıt kutupların birbirini çekmesi
Fiziğin bilinen bir yasası olsa da
İnsan ilişkilerinde
Tam tersine bir durum vardır
Fiziksel zıtlıklar baştan çekici olsa da
Kadın erkek ilişkilerinde
Kalıcı ilişkilerde insanlar
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




ÇEKİM/
Emillie Sealand
Oturuyorum senin yanında
Ve uğraşırım gelmemek için daha yakına.
Konuşursun benimle konuştuğun gibi sanki başkalarıyla,
Bakışlarını dağıtarak eşit miktarda.
Konuşuruz her türlü şeylerin konusunda—filimler, politika…
Herkes araya girer sırayla
Bu senin aracılık yaptığın değiş tokuşta.
Ben birçok yüzden biriyim yalnızca
Gözlerinle taradığın geçerken birinden ötekine.
Geneldir soruların, fakat kışkırtıcı yeterince
Konuşmayı hayatta tutmaya.
Ben zararsız yorumlar katarım sadece.
Tabaklar geçiririz etrafta, yorum yaparak onların üzerinde
Herkesin vardır sosyal mekaniklerden iyi-yağlanmış el kol baş hareketleri
Yer bırakmayan belirsizliğe.
Elimden bardağıma olan uzaklığı hesaplarım, seninkine hafifçe dokunmayayım diye,
Bardağımdan dişlerime olanı, onları birbirlerine vurup tıkırdatmayayım diye,
Bacağımdan masanın ayağına, onun karşısına senin ayağının yaslandığı.
Herşey öylesine masum gözükür ki,
Öylesine anlamsız kusursuzca.
Fakat sen ve ben
Engellenmiş hissederiz bu kaldırımda
Ve bu basmakalıp rollerde.
Sen çok yakınsın ve felce uğratırsın beni.
Güç bela devam ettirebilirim senin gri bakışını,
sessiz sorgulamayla dolu.
Hareketlerimdeki sertlikten ayıplarım kendimi
Ve gerekçesiz kızaran yüzümden dolayı.
Basit bir sözcük, bir laf çaktırma,
Mümkün olan bütün değerlendirmelerin sonsuzluğunda
(Düşüncede gizlediğim tabii ki),
Açığa vurabilirdi benim sana olan arzumu
Ve gerçekten açığa vurmuş olsa gerek onu
Şimdi gülüyor olduğuna göre.
Arzu ederim senin gibi silip süpürebilseydim bu düşünceleri,
Ve bulsaydım sıradan bir bağlantının rahatını,
Ve saygının rahatını borçlu olduğum sana.
İsterdim seni memnun etmeye uğraşmamayı
Sana doğru yaslanmamayı böyle, sezilemez bir şekilde,
Bu kadar sessiz olmamayı
Ve sonra bu kadar geveze.
İsterdim bu ses yükselip alçalmalarımın olmamasını
Duygularımın dolup taşmak üzere olduğunu hatırlamamayı.
Ve sen o kadar sabırlısın, o kadar dikkatli!
Bırakırsın beni geleyim diye sana,
Meraklı, telaşsızca,
Herhangi birşey istemezsin özellikle.
Bir fantazidir o yalnızca,
Lezzetli olmak için yeterince dehşet verici
Bir fantazi olarak kaldığı sürece.
O zaman neden, çok geç kalmış olmanın hissi?
Alınyazısının bir çeşidiyle bağlanmış olduğumuzun,
İpe sapa gelmez bir arzunun yasasıyla,
Aksinin çekimiyle?
Şimdiden haber verebilirim helezoni yayı, kuşkuları, çekilecek acıyı.
Deneyimsiz değilsin senin kendin.
Fakat öyle gözükür ki bu ufak oyunda,
İçinde hiç kimsenin hiç birşey kazanmamış olduğu
Yalnız kaybetmenin lezzetini öğrenir birisi
Ve oynamanın bir daha.
Çeviren: Vehbi Taşar
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta