Cazibe Çekim Mücadele
Fizikte “Cazibe”, “Kütle çekimi” olarak ifade edilen “Gravitasyon” konusunu bilirsiniz! Her kütlenin bir çekim gücü var ve bu çekim gücü hacim ile değil kütle ile olur! Hani halk arasında söylenir; “Bir kilo demir mi ağır yoksa bir kilo pamuk mu? ” Çocukların bu soruya; “Demir ağır” demeleri boşuna değil. Çünkü demir pamuğa göre daha yoğun ve hacme göre kütlesi ağırdır! Kara delikler de benzer durumda; kütle, merkezde yoğunlaşarak hacmin göreceli olarak daha küçük düşünülmesine sebep olur! “Nokta” yazımda bahsetmiştim; bir nokta, evreni temsil edebilir! Nokta, “Büyük-küçük” göreceliliğinde “Küçük” sanılır ama görecelilik kaldırıldığında evreni kapsar! Cazibe veya çekim potansiyeli açısından “Sınırsız” gibi düşünülebilir! Özellikle felsefi alanda “Çekim yasası” açısından düşünce ve tercihlerin olayları çekmesi, şekillendirmesi hatta yönetmesi gibi! Güzel düşünen, güzellikleri çeker; olumsuz düşünen, göreceli “Kötü” sonuçları çeker!
Aslında bu yazıyı yazış nedenim; “Mücadele” konusunu masaya yatırmak! Cazibe ve çekim konusunu az-çok anlayabiliyoruz! Mücadele, nereden kaynaklı onu anlamaya çalışacağım.
Toplumsal alanda, insanlar “Birey” olarak var olmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için üretmek durumundadır! Bu üretimlerini de diğer insanlarla değiştirerek farklı türdeki ihtiyaçlarını karşılamak isterler! İşte “Mücadele” de tam burada çıkar! Toplayıcılıktan sonra kadim üretim kaynakları; toprak, emek, sermaye olarak bilinir! Üretim araçları; ziraat, zenaat (meslek, sanayi) , ticaret! Ziraat, toprağı işlemek ve her türlü hayvancılık da bu kapsamda! Zenaat, modern dönemde “Sanayi” gibi hammaddeyi işlemek! Ticaret, bu üretilen mal ve hizmetleri değiştirmek! Ticaretin aracı olan “Para” konusuna bu yazıda girmeyeceğim çünkü “Sanal para”, çok kapsamlı olarak modern döneme damgasını vurmuş durumda!
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta