CANINIZ YANAR
Bizi üzen insanları daha ne kadar yanımızda tutacağız ? Daha ne kadar tahammül edeceğiz onlara ? Hayat kısa , zaman o kadar çabuk geçiyor ki… Hayatımızı yaşanabilir kılan şeyler olmalı bizimle. Günümüze anlam katan , yüzümüzü güldüren , pişmanlık duymayacağımız ve her daim gözümüz kapalı güveneceğimiz insanlar olmalı. hayatımızda
Canınızı Yakan , her kim varsa hayatınızdan çıkarın. Kimsenin sizi üzmeye hakkı yok , aslında bunu hepimiz çok iyi biliyoruz ama nedense kimse kolay vazgeçmiyor. Bile bile acımızı ağırlıklı bir baskıyla üstesinden gelmeye çalışıyoruz . Daha da çok zorlaştırıyoruz hayatı. Gerçi kolay olan ne var ki bu hayatta ? Sevdiğiniz kadar sevilirsiniz , kim ne kadar değer veriyorsa size siz de ona o kadar değer verin bu hayatta. Fazlasını verdiğinizde hepsi gidiyor. Hayatından Ağır geliyor bazı şeyler. Anlayamıyorum insanları. Bir insan seni seviyorsa neden bunu gözlerine bakarak neden söylemiyor ki ? Neden her şey dış görünüş , para , mal mülk ya ? yakışıklıysa tamam , güzelse tamam kafası var ? Cüzdanı doluysa her şey halloluyor mu ya ? Yeri gelince zengin de olabilirsin , makyajla güzelleşe de bilirsin ama karakter ne yaparsan yap değişmiyor. Dışınız farklılaşabilir , içiniz hep aynı kalıyor. İyiysen hep iyisin , kötüysen de hep kötüsün. Kalp ve vicdan denen şey ne yazık ki kolay bulunmuyor , bulunduğunda da değeri bilinmiyor. Varsa yoksa dışımız değil mi ? Böylelerinle bir dakika bile zaman kaybetmeyin. Onlar sevmeyi bilmez , bilemez. Yüreğinize , yüreğiyle gelenleri alın. Onları sevin.
Elbette bazı şeyleri bir anda silemezsiniz. Anıları , acıları… Ama zamanla hiçbirinden iz kalmadığını göreceksiniz.ve farkına varacaksınız
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta