Aşkıma bir hudut çizememişken
Yüreğim ırmak olup akar gönlüne
Bu kara düğümü çözememişken
Sırtlanıp dağları yıkar gönlüne
Biçare olmuşum kimse bilmiyor
Sana, seni seviyorum demiştim
Düşündüm de ne kadar basit.
Yetmemeli iki kelime
Anlatmaya hislerimi
Dinle...
Her gece dalamadığım uykulara
İklimler hep kışı gösterir oldu
Yüreğimin başına düşen karımsın
Günüm değil, her anım çileyle doldu
Dilimden düşen âh u zârımsın
Bahar gelmesin, çiçek açmasın
Ömrümün baharı mı kışı mı bilmem
Hangi mevsim bu, seçilmiyor Mihriban
Feleğin oyunu mu bu, işi mi bilmem
Sıra dağlar gibi aşılmıyor Mihriban
Ben yazmadım bu kara yazıyı alnıma
Nazım gibi
Gönlümle başbaşa düşündüm demin
Artık boşa tükenmiş bir nefes gibiyim
Şimdi zihninin en derin yerinde
Benliğini tutsak eden bir kafes gibiyim
Ne çok şeye geç kalmışım,
Ne çok şey geç kalmış ömrüme.
Geç bulduğum huzursun yüreğime.
Yıllarca beklemiş gibiyim
Tanımadığım bir nefese hasretçesine...
Ne çok şey geç kalmış bana
Dün gece hiç uyku tutmadı yine,
Seninle sohbet ettim sabaha kadar.
Ve başladım konuşmaya yarı uykulu
Selam verdim, aşık çıktım…
Ve dedim ki:
Merhaba bakışları içimi yakan güzel
Seni rüyamda gördüm dün gece
Su serpiyordun yüreğime
Bilmem kaç yaşıma gelmişim de
Hâlâ kahrediyordum hayata
Kelimelerin ayet gibi işliyordu kulağıma
Her nefesin bir nasihat
Sen, çam kokularına serpilmiş yağmur tanesi
Sen, coşkun ırmakların kulağa vuran sesi
Sen, hoyrat gönlümün ölümsüzlük çeşmesi
Sensin yüzüme vuran güneş,
Gönlümü yakan ateş
Bırak yaksın ateşin, bin parça bu yüreğim
Sen gül gülüm
Eksilmesin dalında güller
Gül ki cana gelsin doğa
Atılsın ölü toprağı üstünden kainatın.
Sen gülünce yaylalar çiçeklenir
Mavi kelebekler,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!