Odanın parkesinde duran dolu bir silah vardı.
Karşısında ki sandalyelerde.
Bir bebek, Bir masum,
Bir piç, Bir de aşık oturuyordu.
Önce anne girdi odaya.
Yirmi üç’üncü baharı başlıyor bugün.
Aylar oldu görmeyeli.
Neredeydi şimdi?
Heyecanlı mıydı?
Mutlu muydu?
Korkmuş,
Cadı’nın ormanıdır burası.
Eğreti ağaçları,yaban otları,
Korkunç gece yaratıklarıyla dolu,
Bir garip alem.
İki güz kadar öncesi,
Uçsuz bucaksız bir sahilde,
Kenarları yanmış parşomenim,
Cebimde ezilmiş birkaç sigaramla birlikte
İzliyorum serin suları.
Dalgalar çarpıyor ayağıma
Eşleri için ağlayan genç kızlar var limanda.
İki adam var,birlikte doğdum onlarla.
Biri var her hastalığa çare olmak,
Biri de var dünyaları yakıp kül edip,
Gri gezegeninde hüküm sürmek isteyen.
İki elim var benim,Eskiz ellerim.
Birinde bolca kurşun var,
Bir savaş meydanındayım ben.
Açlığın,susuzluğun,hastalığın
Aklımı oynatmanın ortasındayım
Etrafım çok sessiz.
Sadece yaralıların kısık sesli
İniltileri,duaları,
Plastikten bir çocuk tanırdım.
Doğmaması gerektiği halde doğmuştu bu çocuk.
Buna rağmen güzel bir tabiatı vardı.
Kin tutamaz,nefret edemez.
Kötü söz söyleyemez bir tabiatı.
Yalan söylettiler ona.
Rüzgâr,götür beni özgürlüğüme
Nefretle bakma Yüzüme,
Gözlerime,Ahvalime.
Şehrim düşüyor,hiç Savaşmadan,çatışmadan,umutsuzca.
Bıçakların sırtında dans ediyorum
Evimden uzakta on bin parça.
Pek çokları sevmez karabulutları.
Evlerinde otururlar,onlar çıktığı vakit.
Çünkü onlar ulaklık yaparlar,
Soğukkanlı acımasız yağmurun gelişine.
Oysa ki gerçek ,bambaşkadır.
Gökkuşağına aşıktır yağmur.
Hayatım bir gün sadece bir anı olacak.
Her sayfası sana aşina,
Simsiyah ruhumun bembeyaz köşesi.
Tonlarca şey var sana söylemek istediğim
Çıkın ortaya kelimelerim.
Dökülün ağzımdan gazellerim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!