Sonbahar yine kara bulutlarıyla
Esiyor üstümüzde
İnsan boğuluyor karanlıkta
Çaresizliğine
Çobanlar sürülerini
Ağır ağır indiriyor dağlardan
Mesleğin nedir diye sorulunca çocuğa
Eski yüzler arar gözlerde soluk soluğa
Hanidir der serhat tanımayan akıncılar
Merd-i meydan nerde diye haykıran bacılar
En önce onlar kuşatırlar yiğitlerini
Teskin etmek için yüreklerin alevini
Her akşam güneş batarken
Kapımda acı acı uluyan rüzgar
Ta iliklerime kadar sokulur
Ne ister sonsuz ihanetlerin
muhatabı benden.
Yeniden kanamaya başlar yaralarım
Cansız vücudu hatırlatırken düşünceler
Azap rüzgarları gönlümüzde esmekte
Filizlenirken fesat tohumu birer birer
Eller yalnız korkunç yüzleri gizlemekte
Renkli rüyalar dönüşüyorken kabusa
Biriken terleri alından kim silmekte
Geceyi hazırla bana
Beni geceye hazırla
Sesimi bir ırmağa kat
Sabah sesimi onayla
Bütün esrarımı didikleyerek
Bilinmeyen bir şeyler bulabilirsem
Gözlerimi sana çevirerek
Gel desem gelir misin
Şehrin bütün elbiselerinden sıyrılıp
Kucaklamaya
Tohma kenarında ay yüzlü dilber
Uzak diyarlardan bir haber bekler
Ruhunda duyarken her batan günü
Geceye açarmış beyaz hüznünü
Uçuk yüzüne damlalar inerken
Tesellisi yokmuş güneş batarken
Kanla beslendiğim günler
Vebalı rüzgarların önünde savrulduğum
Ahmet Kaya’yı dinliyordum
Kanımda isyan kabarcıklarını patlatıyordu
Ve senin hasretin, peşinden
Sökerek ruhumun engebeliklerini
Mavi bir sabahtır çocukların uykusu
Uykudaki melekler neden böyle çocuksu
Rengini kimden alır taze kızarmış gül
Asude sesiyle göğü çınlatan bülbül
Acılar bir daha kuşatır bir garip ağlar
Ha bugün ha yarın der, yüreğine taş bağlar
Mevsim güz...Sararmış yapraklar dökülür suya
El sallar yaşlı gözlerle giden son yolcuya
Teselli arama boşuna iki gözüm bak
Sen hele şöyle bir gül, çare değil sızlanmak
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!