güçlü büyülerin olsaydı
rengi damağında kalsaydı çocukların
ağaçlar büyüdükçe geri çekilseydi gökyüzü
güneş doğduktan sonra bile
açmaya devam etseydi
kırmızı bir kasımpatı gibi yol kenarına çıkan ay
Kovalamayin beni yataga
Hic uykum yok
Daha lafiniza karisacagim
Ortaligi dagitacagim
Televizyonu kapatacagim
Aycicegi resmi yapacagim daha
Devamını Oku
Hic uykum yok
Daha lafiniza karisacagim
Ortaligi dagitacagim
Televizyonu kapatacagim
Aycicegi resmi yapacagim daha
Sevgili Nilgün Bir özlemle kaçıncı tekrar olduğunu hatırlamadığım,bir merhaba daha şiirinize,ufkuma katacağı yeni umutları aldım yanıma
Ustaya ve ufkuna selamlar.
şiirin dünyaya bakış açısındaki güzelliğe bakıyorum ben.. ordaki cenneti görüyorum şu an, ve hissediyorum.. işte bu hissi yakalatıyor şiir, insanın içinde olan o saklı güzelliği, insanlığını yakalıyor ve hatırlatıyor.. az önce neler düşünürken, şu anda neler düşündürüyor.. bizi olduğumuz yerden alıyor, ve işte hayat bu, böyle olması gerekir, siz de bir ucundan tutmalısınız diyor şiir.. çünkü böyle şiirler, bir boşluğa yazılmamıştır, o boşluğu doldurmak için yazılmıştır diyor..
Fantazyalar üzerine düşünmek özgürlük ve aşkve barış sorununun vazgeçilmez bir parçasıdır,
Modern insanın 'gece karanlığında gördüğü kabusların nedeni;gün ışığında yaşadığı hayattır*'. İşte düş orda doğar...
Bu yüzden fantazyalar gerçeklik karşısında hayal kırıklığına uğramış insanın hayata dair ümüdinin henüz tümden yitmemişliğini, yani insan bilincinin henüz ele geçirilmemiş yanını
ifade eder.
Nilgün Aras’ın bu en çok içime işleyen şiiri fırsat buldukça okumayı sevdiğim ve aklımdaki antolojiye kaydettiğim hediyelik bir sevinç nedeni benim için…kadife sesiyle okuyanın içinde akan bir düş ırmağı gibi
Gün alacasında çığıran martının özlemi belki de…
Daha kaç sefer okurum kim bilir…
'Şiirsellik' İbresi doruğa ulaşmış bir Nilgün Aras şiiriydi.
Bu şiirin yayınlandığı aylarda ilk okuduğum günün ertesi sabahında bir dizesi dilimde pelesenk olmuştu. 'Ağaçlar büyüdükçe geri çekilseydi gökyüzü' Ertesi sabah kenarları bol ağaçlı yoldan dolmuşla işe giderken bu büyülü dizenin ayrıntıları aklıma takılmıştı. (O yüzden inmen gereken durağı unutup iki durak uzağa gitip yürüyerek geri dönmüştüm) Neler aklıma gelmişti:
Ağaçlar büyüdükçe gökyüzü kendine yaklaşan yeryüzü güzelliğinden mi kaçardı? Ağaçlar büyüdükçe gökyüzü geri çekilerek ağaçlara sevgiyle yer mi açardı? Ağaç ölümsüzlüğü mü olurdu? Ağaçların büyümesi sürekli hale mi gelirdi? Gökyüzü geri çekildikçe dünya mı büyürdü? Dünya büyüdükçe ağaçlar da. Bitmeyin bir büyü olurdu. En son aklıma gelen de ağaçlar büyüdükçe gökyüzü geri çekilseydi bizi Yaradana mı görütürdü. Tanrı insan aklının aldığı her yerde. Gökyüzünde bulunuş bir simge ama bu ağaçların rehberliği gökyüzü yüceliği fazlasıyla yetti bana.
Güneş doğduktan sonra ayın inatla dünyadan görünmesi evrensel bir sanat tablosu ve anlayan ve algılayan için ruh ışımasının sonsuzluğu. Nitekim bazı günler ay konuktur güneşin batmadan önce karşı tarafta. Bu güneşin hoşuna gitmemektedir ama katlanmaktadır.
Bu arada Sizin güçlü büyeleriniz olsaydı nasıl bir şiir yazardınız, neler yapardınız o büyü ile?
Aniden trilyoner olsaydınız yaşamın kalitesini nasıl artırırdınız. Villa, araba, paraya koşan değiştirilen kadın ve seyahat büyüsü yeter miydi? Güç kullanımı dersi nereneden alınır. Belki şiirlerden.
Devam ededim şairin büyücüsünde.
Yağmur sonrası aşk kutsallaması büyüyen ağaç ve yer açan gökyüzü ululuğunca yükselecek. Ve barış bahçelere konulan bombalarla, boyun gıdıklamalarıyla seri kahkahaları salıveren çocuk sevimlilğinde. Bomba parçaları gıdıklayan, savaşın yok olması. Kurşunların şaka kurşunları olması nasıl da güzel anlatılmış öyle. Hayranık duyduran 'Ağızlarına karadut morluğu dağıtan/
komik sakızlardan ibaret patlasaydı mermiler '
Göz kamaşması kaynağının yalnızca güneşten ibaret kalması, silahların çocuk oyuncağı olması büyüce için rahatlama veren düşler.
Açlık ve masal, lokum gibi dizilmiş yıldızlar...
Büyücü bencil değilmiş.
söz düz yazıya kayıyor...yüklemler cirit atıyor...yine de ayrı bir tat...
İnsan olma ve insanlığa adanmış olmanın farkındalığını özümsemiş bir bilge ses...
ne güzel bir şiir olmuş tebrikler
Sanırım bu tema üzerine yazılan en güzel şiirlerden birini okudum . Dil evrensel , sanatsallık dizboyu , şiir sesi iyi .....
...duygunun yoğunluğu ise sıradan anlatımlardan öte içeriden içeriden işlenmiş ve bunaltmıyor okuyanı ..
...tavsiyesinden dolayı sevgili aynur'a , şiirinizden dolayı size tşk bırakıyorum ..
saygılarımla
Şiir ''çocuk'' lar aşkına güzel dileklerin ve dünyayı kötülüklerden arındırmanın içsel duası gibi.
Sanki bir perinin sihirli deyneği(değnek mi, deynek mi?)ni davet eder bir üslupta. Büyücü ne bileyim bana perinin meleksi yapısına göre biraz daha alacakaranlık bir karakter gibi gözükür.
Derin mütefekkir ve şairler gündemin olayından olgusuna geçerler.Bu cümleden olmak üzere Sn Nilgün Aras'ın da savaşların insanlığın binbir güçlükle yarattığı güzellikleri çölleştiren olumsuz ama bir vakıa olan yanına sık sık vurgu yapıyor olduğuna şahit oluyoruz son şiirlerinde. Çevremizi saran son olayları bir olgu olarak ele almak suretiyle duyarlılığını ve bunun genel manada alınması ile de duyarlılığının derinliğini yansıtıyor.
Geçen şiir de ele almaya niyetlendiğim savaş kavramı üzerine bu defa konuşmak istiyorum.
Clausewitz adında bir yazarın ''Savaş Üzerine'' isimli kitabıyla bu insanlık olgusuna dair verdiği ve Hitlerden , Lenine kadar etki alanına sahip eserinden bir akademik cümle ile girmek istiyorum konuya.
Ona göre, 'Savaş siyasetin başka araçlarla' (şiddet araçlarıyla) 'devamıdır. Ve politikanın en arzu edilmeyen son halkasıdır.
Aynı kitapta strateji ve taktik kelimelerine yüklenen anlam ile muharebeler taktik olarak ele alınmış stratejinin ise muharebe ile politika arasında bir yerde olduğu vurgulanmıştır.
İnsanlık için en zor kararın, ne olursa olsun her halükarda savaşa karşı çıkmak ile haklı savaşın kutsallığını kabul etmek arasında sıkışıp kalmak olduğunu düşünüyorum.
Peki savaşları, yani mantığın bu en kötü sonuncu halkasını sona erdirecek sihirli deyneği nerede aramak gerekir.
Ben Yunus Emre nin bulduğuna inanıyorum bu büyülü kimyayı.
Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı
Balıla yağ ede bir söz
Madem ki öyle Nilgün Aras sözü müsbet bir büyü olarak kullanmıştır bu şiirinde diyebiliriz. Zira büyünün menfi anlamda kullanılması da mümkün olmakta demek ki
Bu yüzden, kendisini sihirli deyneğini (şiirini) kullanan bir peri olarak görmemizde herhangi bir beis olmadığını düşünüyorum.
Saygılarımla..
şiirine yorum yazmaktı ilk amacım, yapamadım. Sayfada ki diğer yorumları okudukçada bu konuda yanlız olmadığımı anladım. Bazen hissedilen duygu okadar güçlüdür ki yorumsuz, soluksuz bırakır bizi, tek yapmak istediğimiz o anı yaşamaktır, işte buda onlardan biri. Ama içimden bir ses kulaklarımı tırmalarcasına bağırıyor bir şeyler söylemelisin diyor, engel olamıyorum. Sonun da yorum hakkımı bencilce kullanmaya karar verdim.
Hayatının son 25 senesini gün be gün takip ediyorum annem, her adımını izlemek, konuşurken acaba bundan sonra ne söyliycek diye düşünmek, yazdığın zaman kelimelerinle beraber akmak, iç dünyana şiirlerin ve yazılarınla davetli olmak, cesaretin, empati yeteneğin hiç bir zaman şaşırtmaktan ve hayranlık uyandırmaktan vazgeçmedi. Yazmaya olan tutkum senden devraldığım bir bayrak, kazananın kaybedenin olmadığı bir yarış, bambaşka bir dünya. Beni havanın, suyun, toprağın, ateşin ve insanın egemen oldugu klasik bir dünyaya olduğu kadar, sanatın özenle bakılmış bir sera gibi rengarenk ve birbirinden güzel çiçekler olup açtığı binlerce farklı dünyaya doğurdun sen.
çocukluğumun en keyifli oyunlarından biri, sararmış sayfalara yazılmış şiirlerini saklandıkları yerlerden bulup çıkarmaktı, kimseyle paylaşmazdın ozaman şiirlerini, gizli gizli okurdum bende sanki çok büyük bir suç işliyormus gibi. O zamanlarda en büyük hayaranın bendim, üzerinden yıllar geçmesine rağmen bügünde benim.
Senin kızın olduğum için kendimi ayrıcalıklı hissediyorum ve kendimi böyle hissettirdiğin için sana binlerce kez teşekkür ediyorum. Seni çok seviyorum ve çok özlüyorum annem.
Bu şiir ile ilgili 20 tane yorum bulunmakta