İzmit doğumlu.
Doğduğu şehri hep sevdi, ama bunu şehrine hiç söylemedi.
Şiirle tanışması babasının kitaplığındaki Nazım Hikmet ve Atilla İlhanın kitaplarına dayanıyor. O zamanlar babası okuduğu için bilmek ve anlamak istediği, âşık olup acı çektiğinde ise Cemal Süreyyalara dayandığı zamanlara…
Sonrası, parmakları kanamaya başladığında oldu. Parmak uçlarındaki yaralar kaşınmaya başladığında yazmaya başladı.
Her şairin tanımladığı hükümsüz diye başlayan şiirlerim yok benim diyor. Tam aksine tüm harflerim HÜKÜMLÜDÜR diye tanımlıyor şiirlerini ve denemelerini.
11.05.2011 tarihinde ilk kitabı olan “Hiç Bu Kadar Susamamıştım Sana” adlı deneme kitabını çıkardı. Şimdilerde, bir roman üzerinde çalışıyor. Ama şiirden asla vazgeçmediği hiç sürekli şiir dökülüyor yüreği…
Ve diyor ki;
- Parmaklarımı kangren yapana kadar yazmak istiyorum. Şair değil, yazar hiç değil…
Minicik bir kan tutucuyum…
Hepsi bu…
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Merhabalar, öncelikle iyi günler dilerim. Profilinizde gezinirken gözüme çarptı da yazma gereği duydum. Ahmet Altan'ın 'Kılıç Yarası Gibi' adlı kitabına yorum yapmışsınız. Bende naçizane bir fikir sunma gereği duydum, kitaplığınızda belki mevcut değildir düşüncesi ile size Ahmet Altan'ın 'Kristal De ...