Denize düştüğünde sarıldığın yılandır aşk
Biçare düştüğünde sarıldığın yalan
Bitkin düştüğünde sarıldığın yorgandır aşk
Ayağa kalktığında gösterişli kaftan
Aşkın her hali mevcut damarlarımda
Sokağa bakınca küçücük penceremden
Geçersin sessizce gözlerimin önünden
Geçiririm içimden
Sana olan sevgimden eksilen hiçbir şey yok, o toz pembe günlerden
Düşersin aklıma
Korkuyorum bu karanlıktan
Cevapsız kalan dünkü sorulardan
Diş bileyen ejderhanın kızıl, sıcak rüyalarından
Şimdi iki oldular; iki çift kızıl göz
Senin suretine büründüler
Sorgulamam gerek turuncu günbatımını
Güneş yarın gene burda
Peki sen?
Peki sen?
Bileklerim terleyecek mi sevişme sonrasındaki gibi
Hayır, dur bekle
Ay doğmaz, güneş batmaz
Yıldız kayar, insan kalmaz
Böyle bir şey tabii ki olmaz
Gün geçmeden aylar dolmaz
Doğanın kanunu emr-i vakî
İlla ki bir fincan kahve mi olmalı insan
Hatıraların da hatırı olmaz mıymış
Ve zamanın akışını farkedemediğimiz hoşbeşlerin
Düşüncelerinle beraber geçir hadi beni süzgecinden
Taşlar dökülsün eteklerimden
Uçabilirdim lakin, seninki kadar güzel kanatlarım yok
Görebilirdim birçok şeyi, senin gibi sınırlarım da yok değil
Süzülebilseydim öğrenirdim rüzgarın bilgeliğini
Köklerin toprağa tutunması için suya gerekliliğini
Kanatlarına tutunayım, göster bana görülmeyeni
Kahvaltıda çay bile içemiyorum
Akşam yemeğinde bir kase çorba
Tadım tuzum kalmadı senden sonra
Kimse eşyalarına dokunmadı
Halim dermanım yok senden sonra
Kimse akşam yemeği hazırlamadı
Üstün kıldım kendimi, soyutladım zamana bir
Dışında kaldım çemberin, göze hitap etmedim
Bir adım öne çıktım
Geldim gittim
Geldim bittim
Sen tanrının sevgili kulu
Ben şeytanın sağ ve sol kolu
Sende sevap, bende günah dolu
İnsan seçmeli inandığı yolu
Herkesten önce ben vardım bu dünyada
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!