Ey Maraş sevdaya hasret amayım.
Sen giy gelinliğini ben sana bakayım.
Erzincanlımda aşk ile işlenen nakışlar
Tarih seni sığdıramaz ayakta alkışlar.
Senin ile beraber uzanan şu arşa çıkayım.
Can memleketim uğrunda verildi onlarca baş;
Anadolunun kahraman şehri Maraş.
Destanının tarihi on iki şubat kış ayında.
Geçmedi mi adın tarihe Sütçü İmam olayında?
Mazinin yeri Uzunoluk, Fransızını almış telaş.
Kalenin ötesi kısık şekerdere,
İşin yoksa bekle bizim avrat gele,
Nerde galdın gız Allah canın almiye,
Bak bak şunun elinde ki gere.
Ökkeş neyci okafanda ki bere?
Şu Maraş Kanlıdere köprüsü,
Sevdam ayrılığın son öyküsü,
Yazsam yazmaz kalem, sıkılır.
Gönül köprüsü narindir kırılır.
Aklım almıyor nedir bu Kalenin üzüntüsü.
Hüzünlendim yine sana baka baka kapalıçarşı,
Abdulhamithan, ne güzel süslüyor arşı,
Uzun oluk açtırıyor bana asırlık defterini,
Anlatsam derdimi Ahir Dağına dinler mi beni?
Kaleden seyretmek ne güzel şu can Maraşı
Sabah uyandığımda Aydın'da sisli bir hava,
Çiseliyor ufaktan bir yağmur önümde ki cama,
Birden bire bir türkü dilime dolanır.
Bir Şehir Yalnızlığı bu kadar mı güzel anlatır.
Yağmur bile küsmüş en değerlisi buluta,
Yaşılda öter kınalı keklikler,
Çatalda açar yeşil gevenler,
Serindir yaylalar hayattır
Bizim oralar ne güzeldir.
Kavurmada koyunlar meler,
İstanbul gibi olmalı insan.
Yüreğinde martılar uçuşmalı
Baktığında gökyüzüne umutla bakmalı.
Üsküdar da kız kulesi gibi olmalı
Yalnız kalsan bile bütün insanlar sana koşmalı.
Ve öyle bir şiir olmalı ki;
Yüce Ahir Dağına da kar mı yağdı?
Bertiz elini de kurtlar mı sardı?
Pazarcık sevdaların yarım mı kaldı?
Kartalkaya kader kıskacınına seni mi aldı?
Cerit; yolları bembeyaz kardı.
Belki kimimiz acı çekerek ağlayacak,
Belki kimimizde mutluluktan gülecek,
Ama öyle bir gerçek vardır ki;
Tarih affetmeyenleri affetmeyecek.
Elimizde olmadan zaman geçecek.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!