Ahşap bir evde karşılamalı ömrü insan;
Yanında nefesiyle hayat bulan eşi,
Ve masumiyetin iki küçük yankısı…
Varlığını doğanın şefkatli avuçlarına,
Zamanı ahşabın kadim sükûtuna bırakarak.
Çatlaklardan süzülen o ıhlamur kokulu gün,
Sızmalı ruhun en kuytu dehlizlerine.
Tencerede kaynayan bereketin buğusu,
Toprağın derin nefasetiyle
Sessizce hemhâl olmalı.
Eşiğinde her şafak taze çimler uyanmalı;
Ufukta dağlar, mağrur birer bekçi gibi,
Vakur ve ebedî bir suskunlukla durmalı.
Önünde bir göl uzanmalı, çarşaf gibi dingin;
Gözün dindiği o sınırda,
Kalbin fırtınası dinmeli.
İliklere dek sirayet etmeli o büyük şükür;
Her sabah tabiatın kalbinde
Yeniden doğmalı beşer.
Kuşların neşesiyle çocukların berrak kahkahası,
Varlığın en sahici senfonisinde
Harmanlanmalı.
Sadece ciğerlere dolmamalı o arı gökyüzü;
Ömrün en ince kılcal damarlarına
İşlenmeli huzur.
Ağaçların kadim fısıltısı, rüzgârın mahcup dokunuşu,
Hayatın sonsuz ve kesintisiz müziği olmalı.
Bir bungalovda yaşamalı insan;
Zamanın hoyrat çarkından sıyrılarak,
Hayatı ellerinden kaçırmadan,
Onu avuçlayıp…
Ve her gün batımında,
Kendi içine döner gibi,
Sessizce ve sımsıkı tutarak.
Kayıt Tarihi : 3.1.2026 21:23:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!