Bomboş bir odanın içinde yankılanan düşüncelerim var. Her gün kendime aynı soruyu soruyorum: Neden hâlâ buradayım? Sevdiğim bir renk yok. Eğer soracak olursan, mezarımın rengi bile anlamsız gelecek. Sahip olduklarım, bedenim bile, yalnızca geçici bir gölge. Neyin benim olduğunu söyleyebilirim ki? Kendi varlığım bile kiralıkken.
Kendimi övemem, büyük laflar edemem. Her "atlattım" dediğim şey, zamanı geçtikçe bir hiçliğe karıştı. Birisi için yaşayabilirim, evet. Ama kimse için canımı vermem. Kusursuz olmanın yolu, işlediğim hatalardan geçiyor. En fazla, hatalarım kadar güçlü olabilirim. Ama geriye bir şey kalmıyor; sadece özlem var, nasıl olduğunu bile bilmediğim bir huzura.
İnsan olmak ne garip... Yaşamaya devam edebilmek için unutmak zorundayız. Alışmak, uyum sağlamak, çalışmak, savaşmak zorundayız. Dünya bir kıyım alanı olsa bile, karnımız doyduğu sürece susarız. İnsan olmayı hiç sevmedim. Bir çıkışı olsa bu işin, hiç düşünmeden terk ederdim. Ama buradayım, bu çaresizliğin ortasında.
Yaşıyoruz deniyor ama emin değilim. Yaşamak mı bu? Yoksa sadece ölümün soğuk nefesine adım adım yaklaşmak mı? Bir yol var, dümdüz ve karanlık. Sonu belli. Bizi hayata bağlayan şey, yaratıcıyla aramızdaki imzalanmış bir formalite belki de. Boş bir bekleyiş, sonu hiç değişmeyen bir yolculuk. Hepsi bu.
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta