Bugünki derdim
Bir kadın, ben yaşlarda, belki de benden yaşlı…
O ‘nu, apartmanımızın girişinde tanımıştım.
Biz üçüncü katta oturuyorduk. O, bir üst katımızdaki dört daireden birinde küçük bir kız çocuğuna bakıcılık yapıyordu.
Bakıcılığını yaptığı kız çocuğuyla; okuluna gitmek için apartman girişinde servisini beklerken karşılaşıyor ve “günaydın” laşıyorduk.
Annesi duldu. Ne zaman asansörde ya da merdivenlerde karşılaşıp “Günaydın” desem, sanki kendisini taciz ediyormuşum gibi bir havaya bürünürdü. Ve; ben, o günaydınlaştığım küçük kızın anasının bu kadın olabilmesine hep şaşardım.
Bahsimize konu olan ne bakılan kız çocuğu ne de o çocuğun genç yaşta dul kalmış –bence agresif- annesi…
Bugünki üzüntü kaynağım o bakıcı kadın…
) O bakıcı kadın –ki; adını bilmiyorum- la apartmana giriş ve çıkışlarında sıkça karşılaştım. Gah arabamı apartmanın önüne park ettiğim sırada, kah marketten gelirken, kah işe gittiğim sıralarda apartmandan çıkarken…
Hep ilgilendim, hep bir-iki kelime edip onu sevdiğimi belli etmek istedim.
Bunların bazılarına olumlu, bazılarına huysuz tavırlar sergiledi… Hatta bir gün sevgim o kadar taşmış olmalı ki; boynuna sarılıp annem gibiymişcesine boynuna sarılıp öpmek bile istedim; huysuzlandı.
Kafası pek yerinde bir yaşlı kadıncağız değildi.
O ‘nu zaman zaman işinden, bakıcılık işinden evine giderken de izledim: Apartman civarındaki tüm dükkan sahipleri O ‘nu tanıyorlardı ve O, hepsinden ufak-tefek bir şeyler alıp evine öyle dönüyordu.
Kendimi O ‘nunla mukayese ediyor ve O ‘na saygı duyuyor, sevgi besliyordum.
Kimin nesi, nerede oturur, kimlerle yaşar, kazandıklarını ya da edindiklerini kimlerle paylaşır bilen yoktu.
Bugün, mutfak balkonumda kafamı dinlerken salondaki televizyonda dedi-kodu programlarını dinleyen eşim yakınıma gelip yatacağını belirterek iyi geceler diledi.
Kısa bir süre sonra sağ iki parmağının arasında sigarası, sol elinde kahverengi kül tablası; mutfak balkonundan sinek girmesin diye kapıya monte edilmiş sinekliğin arkasında:
“Ne olmuş biliyor musun? ”
Diye seslendi.
“Ne olmuş? Dedim.
”O senin sevdiğin, hani şu üst komşumuzun bakıcısı yaşlı kadın vardı ya, işte ona bir araba çarpmış…” dedi…
Üzüldüm tabii.
Bir yoklasanız dedim.
“Evini falan bilmiyoruz ki…” cevabını aldım.
“Ama araştırıp, öğrenirsek gideceğiz…” dedi.
Gidin, gidin; O, değerli bir insandı diye cevapladım.
Yaşadığımız dünyada o kadar çoklar ki…
Bugünki derdim bu: Evini öğrenip gidecekler ve bana haber getirecekler…
Bekleyeceğim.
Uygun düşer mi bilmiyorum, ezberimdeki şu şiiri bu yazımın altına eklemek istedim:
“Tüfeğini debboya koydular,
Esvabını başkasına verdiler,
Artık, ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne dudaklarında matrasının izi;
Kendi gitti, ismi bile kalmadı yadigar…
Sade şu beyit kaldı, kahve ocağında elyazısıyla:
Ölüm allahın emri, ayrılık olmasaydı…”
(Eşi yoktu, onu biliyorum)
Selam ve sevgilerimle...
İsmet BARLIOĞLU
Kayıt Tarihi : 28.7.2006 21:12:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!