Ekim de çiftçi atar toprağa buğdayı,
El yordamıyladır, hesaplanmaz sayı,
Tane bekler toprakta sabır ile,
Yer yüzüne çıkar, yağan rahmet ile,
Gelişir, kardeşlenir, bekler karı,
Kışın yorganıdır, üşütmez bari,
Baharda filizlerden biri seslenir,
Ey millet! silkinin, uyanın,
Boy atın, biraz uzayın,
İşte geldi beklediğiniz bahar,
Tembelliğinize ne gerek var,
Büyümemenize sebeb,
Ne kar, ne de yeldi,
Bu doğamız gereğiydi,
bu yüzden,
Kendinizi suçlamayın,
Yayılın bakalım tarlanın düzüne,
Biraz renk gelsin yer yüzüne,
Hem de,
Hoş görünelim Çiftçinin gözüne,
Moral olsun garibe,
Genç filizler bu gaz ile,
Sessizce aralarında naralar atarak,
Ve de,
Yabancı otları altlarına alarak,
Bir büyüme yarışına katıldılar.
Bir süre sonra gelince, mayıs ayı,
Gece, gündüze girdiler.
Bu yaşlı çiftçinin tabiriydi,
Gerçekten de hasada iki ay kala,
Yağan yağmurlarla,
Ekinler gözle görülür şekilde büyür,
Öyle ya çiftçi demiyor muydu?
Nisan yağmuru Gümüş,
Mayıs yağmuru Altındır,
Çiftçi çok mutluydu,
Elini attı kulağına,
'Bulandı aşkın seli,'
'Acep şimdi durulmaz mı? 'Diye bir türkü tutturdu,
Hani sesi de yanıktı,
Arkasından,
'Şu tarlaya su bağladım,'
'Aktı gitti ben ağladım,'
'Meraklanma küçük gelin,'
'Gönlümü sana bağladım.'
Türküsünü ekledi.
Çiftçi haklıydı,
O sevinmesin de kim sevinsin,
Yıl bol yağışlı geçmişti,
Derken hasat mevsimi geldi,
Çiftçi yaşlıydı ama,
Oğulları tecrübesiz ama gayretli idiler,
Kasaba yolundaki tarladan başladılar biçmeye,
Birinci gün hamladılar,
Bu yüzden, erken bıraktılar,
İkinci gün daha bir hırsla sarıldılar orağa,
Kuşluğa doğru görüntü bir atlı,
Gelen bir ağaydı, hemde kır atlı,
Gelenektir, geçen hatırlı yolculara deste çıkarmak,
Küçük oğlan desteyı koşturdu,
Ortanca oğlan onu coşturdu,
Ağa desteyi görünce atın önünde,
Eli kaldı böğründe,
Selam verip, selam aldıktan sonra,
Dedi, gafil avlanmam bilesiniz,
Ama şartımdır, akşama bitiresiniz,
Deyip attı, desteciye Yüzlüğü,
Zira ağa idi, tuttu cömertliği,
Desteci kaptı, yüzlüğü,
Çaktı temennayı,
Böylece zor, zahmet geçti günler,
Son tarlaya girildi,
Bitmeye doğru, son desteler alınırken,
Yaşlı çiftçi son olarak,
''Gökten indi bir kır at,'
''Kanatları kat be kat,'
''Kazancımıza bereket,'
''Belimize kuvvet,'
''Muhammede salavat,' Deyip,
Hasat duasını okudu,
Bu duadan sonra,
Biçilen buğdaylar taşındı,
Harmanda kocaman bir Çeç yapıldı,
Düvene koşuldu koca öküzler,
Henüz Patoz ve Biçen-döven yoktu,
Yinede,
Kısa sürade koca harman dövüldü,
Malağma toplandı,
Harman makinasında taka tuka, taka tuka,
Sesleri arasında taneler samandan ayrıldı,
Altın sarısı buğday istif edildi,
Çiftçi yorulmuştu,
Kemiklerimi biraz dinlendireyim dedi.
İçinden söylendi,
''Dut gölgesi, İt gölgesi,''
''Söğüt gölgesi, yiğit gölgesi,'' deyip,
Koca söğüt ağacının altına uzandı,
Yaşlı ve yorgundu, kendinden geçti, uyudu,
Oğulları deneyimsizdiler,
Daha doğrusu dikkatsız idiler,
Babalarının bu aşamada na yaptığını anımsayamadılar,
Sıcaktan ısınan buğdayı,
Çuval çuval çekip,
Ambara döktüler,
Samanı da, samanlığa tıktılar.
Bütün işler bitince,
Üzerlerindeki Harman Tozunu,
Ve çektikler yorgunluğu atmak için,
Köyün altından akan çaya koştular.
Derken akşam oldu,
Yaşlı çiftçi gözlerini açtığında,
Harmanı bom boş buldu,
Oysa Buğdayın o gece harmanda kalması,
Yani serinlemesi gerekirdi,
Evine doğru bağırdı,
Hey oğul! siz ne yaptınız?
Niçin sıcak buğdayı ambara döktünüz?
Benim bu durumda ne yaptığımı unuttunuz mu?
Deyip, çağırıp, bağırdıysa da,
Artık olan oldu baba, diyen oğullarına,
Söz geçiremedi,
Yaşlı adam,
'Bir musibetin, Bin nasihata bedel,' olduğuna,
Emin olmasına emindi,
Yine de, üzgün ve endişeliydi,
Çünkü başlarına gelecek felaketi biliyordu,
Rekolte İnanılmazdı,
Ektiği, Bire yirmi vermişti,
İhtiyaçları kadar buğdayı değirmende un ettiler,
Fazlasını da ambarlarda sakladılar.
Derken,
Aynı döngü,
Yeniden Ekim ayı geldi,
Yine ekinler ekildi,
Ancak beklenen yağmurlar bir türlü yağmadı,
Yağmur duası da fayda etmedi,
Bu yüzden,
Ekinlerin yeşermesi bir türlü gerçekleşmedi,
Bu hal üzere kara kış bastırdı,
Perşembe'nin gelişi,
Çarşamba'dan belli oldu,
Böylece bahar geldi,
Yılın kurak geçeceği belli oldu,
Çiftçiler perişan ve çaresizdiler,
Hasat mevsimi neşesiz başladı,
Çünkü ekinler boy verememiş,
Başaklar dolmamıştı,
Harmana gelen sap ancak saman,
Çıkan buğday ise tavuk yemi oldu.
Neyse ki,
Yıllık ihtiyaçları un için,
Şimdilik ambarda buğday vardı,
Yeteri Çuvallara doldurulup,
Değirmenin yolu tutuldu.
Çiftçi olacakları tahmin ediyordu,
Çünkü buğday bitlenmişti,
İlk çuval değirmenin sepetine döküldü,
Ancak;
Taş döndüğü halde,
Tekneye bir türlü un inmiyordu.
Değirmenci,
Değirmende ağarttığı saçını, sakalını yoldu,
Ama gördüklerine bir anlam veremedi,
Meğerse o sırada,
Oluktan dökülen taneler ile,
Yani bitlenen buğdayın içindeki bitlerle,
Değirmen taşı arasında,
Kıyasiya bir pazarlık sürüyormuş.
Buğday biti,
Ey! değirmen taşı,
Bizden birinin tırnağına zarar gelirse,
Bir daha bu değirmende öğütülecek,
Yani un yapılacak buğday,
bulamaz ve yıkılıp gidersin,
Tehdidinde bulunuyormuş,
Değirmen taşı çaresiz,
Bitlenmiş, özü alınmış buğdaydan,
Un olmayacağını bildiğinden,
Tüm buğday biti familyasına,
Hiç birinizi ezip, öldürmeyeceğim,
Diye söz vermiş,
Böylece uygarca bir anlaşma yapılmış,
Bunun üzerine Sepetten bitli buğday,
Değirmen taşından da un akmaya başlamış,
Tam bu sırada,
Un teknesinin duvarlarından,
Kahve renkli buğday bitlerinin,
Etrafa yayıldığını,
Ak saçlı değirmenci ile yaşlı çiftçi hayretle görmüşler.
Ancak içeride kopan fırtınadan ve
Yapılan antlaşmadan haberleri olmamış,
Gazi Küçükgiller / 21 Ağustos 2009
Gazi KüçükgillerKayıt Tarihi : 21.8.2009 17:20:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Gerçektende Sıcak sıcak ambarlara konan buğday ertesi sene Bitlenir. Değirmene götürülüp öğütüldüğünde, Un da kalitesiz olur. Böyle bitli bir buğdaydan yapılan un'un içinde buğday bitinin canlı kaldığına şahit oldum.

Tam da zamanina denk, dilerim saglik ile sihhad
TÜM YORUMLAR (1)