Cihan zifir, gönül mahzun, ufuklar târ ü mârdır hep,
Visâlin şevkiyle rûhum, derin bir âh u zârdır hep.
Nigâhım Ravza-i Pâk’e çevrilmiş bekler ağyârda,
Bu cânın tek tesellîsi, o vech-i pür-enârdır hep.
Senin aşkınla yandım ben, fenâ fî’l-aşk-ı bî-pâyân,
Cemâlin yâdıyla geçti, bu ömr-i bî-kes ü nâlân.
Gönül bir bülbül-ü şeydâ, gülşen-i vaslına kurbân,
Benim rûhum o şânı ulyâ, o Sultan’a meftun.
Duhân-ı firkatin sardı, bütün derûn-u bî-çârem,
Şifâ-yı lutfun olmazsa, kapanmaz asla bu yârem.
Sana râm oldu bu varlık, ey nebî-i mükerrem,
Gözüm nûr-u nübüvvetle, o izzetli öze meftun.
Bu sine çâk çâk olmuş, melâmet hırkasın giymiş,
Kapında bendelik eyler, "Emân yâ Resul" dermiş.
Gönül mülkü bu sevdâda, fenâdan bekayı bulmuş,
Benim her zerrem ol Şâh-ı Resul’ün nûruna meftun.
Gökhan Öztürk
Gökhan Öztürk 3Kayıt Tarihi : 7.2.2026 00:13:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
1. Kıta: Dünya kapkaranlık, gönül üzgün, ufuklar darmadağın... Ruhum sana kavuşma arzusuyla derin ahlar edip inlemekte. Bakışlarım uzaklardan Medine’deki o temiz kabrine (Ravza) çevrilmiş bekliyor. Bu canın tek tesellisi, senin o nur saçan yüzündür. 2. Kıta: Senin aşkınla yandım, sonu olmayan bir aşkın içinde yok oldum. Bu kimsesiz ve inleyen ömrüm, senin güzelliğini anarak geçti. Gönlüm senin kavuşma bahçene kurban olan çılgın bir bülbüldür. Benim ruhum o yüce şanlı Sultan’a meftun (tutkun). 3. Kıta: Ayrılığının dumanı, benim çaresiz iç dünyamı tamamen sardı. Eğer senin lütfunun şifası olmazsa, bu gönül yaram asla kapanmaz. Bütün varlık sana boyun eğdi, ey yüce Peygamber! Gözüm peygamberlik nurunla o şerefli özüne meftun. 4. Kıta: Bu göğüs (hasretle) parça parça olmuş, dervişlik hırkasını giymiş. Senin kapında kölelik eder, "Aman ya Resulullah" diye seslenir. Gönül ülkesi bu sevda sayesinde geçici dünyadan kurtulup ebediliği bulmuş. Benim her zerrem o Resullerin Şahı’nın nuruna meftun.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!