Küçük bir köyde saklanabilirdik.
Avuçlarımıza hohlayarak öpebilirdik,
bir ayazın meltemsi tenini.
Evlerin üstünde yanan bir iki ışık
Şu karanlığa yumulmuş sesizlikten
İki çift göz,
bir samanlıkta bir film bile izleyebilirdik.
Bizi sinemalar kokan bir muhabbet ile
köyün girişinde uzayan bir yol selâmlardı.
Çeşme başında çamaşır yıkayan kadınlar
gece çökünce havlayan köpekler
Tüm haşmetiyle uzun bir köprüye takılırdı ayaklarımız
Bir şehir yalnızlığında,çığlık atan arabalar
anlamsızlıklar,yabancılasmalar
çok yüz görüp, bir tanesini hatırlamamalar
Ve bir köşesinde takılıp kalmak bir evin
Onca kalabalığa rağmen yine kusan bu yalnızlıklar
Nedir bu? Ne anlatılıyor?
Kim ki bu ben, ne yapacağız?
Kim de kaybetmiş bulunduk bu yerleri
En önemlisi nerdeyiz?
Geçilmiş bir yolun sırtında sabahladıgım akşamlar.
Nerdesin, bu boşluğun var mı sende bir cevabı?
Temamız gitmek..
Bir arabadayız, ne görüyorum pek bilinmez, ufuk çizgimiz de güneş dans ediyor.
Başımız dönüyor, gözlerimiz mat görüyor
selvi ağaçları doluyor ellerimize
Elektirik tellerine tünemiş bir baykuş,
uzun uzun beddualar ediyor, köyün zifiri çarşafına bürünerek.
Türbede kadının biri mum yakıyor.
Canımız film çekiyor, birbirimize bakarak kült bakışlar üretiyoruz.
Geceye bir çığlık doğuruyoruz
İçimiz duman duman
Bir silahın bakışına,bir can nişanliyoruz
Yürüdüğümüz o uzun okul yollu geliyor hatıratlarımıza.
Onca günün ağırlığıyla bitirdiğimiz gençliğimiz
Dünyanın ne aldatıcı bir suratı olduğunun
Geçmişin,geleceğin ve arasında kalıp yazılmış bir şiirin
En ısız en yalnız bir odasından
Ben kimim ? Sen neredesin? Ne oluyor ?
Çarpışan bunca kelime
Ölen bunca düşünce
Beddualarin muhatabı,
baykuşun düşmanı,
gecenin kör kurşunu.
Kalabalıkta sıkışmış bir kelebeğin kanatları kadar yorgunum.
Bir odanın en yalnız saatlerine denk gelen bu... ne olduğunu bilemediğim
Ne oluyor gerçekten?
Şu birbirini telaşla sarmalayan küçücük parmaklarım
Gözlerim,ayaklarım,yüzüm
Ey vazgeçilmezim
Bunları ben nerde bulmuşum ki
Nerden satın alıpta kendimin etmişim
Akıl,dalak,mide bağırsak
Durmadan bağırsak
Nerden gelmişiz ?
Sen nereye gitmek istersin ?
Konumuz mavimsi tırak
Çorak ve kuru toprak
Ekin,hasat
memleket vuslat
Şu parlayan trafik ışıkları
Yanan kırmızı renkli insan bağları
Dünyada en çok öldürmeyi garip bulduğum
Demirin işlenmişine bir can nişanlamak
Neredeyiz bu yolun ucagi bucağı nerede?
Hani şu hoyratliga bir çare
Esip esip delirten bu terane
Kimi kime buldurtupta, diğerine kaybetirmişse.
Temamız ölüm,temamız yoksuluk,temamız yitiş,temamız kaybediş.
Besili taylar kalbimizi dikişlermiş.
Mor bir tülbente,kırmızı gül desenleri işleyen
Gül demişken cemaline daldığımdan
Nakşedermiymiş mendile,
bizim karanlık odalardan.
Allahım yalnızım bir o kadar da çaresiz
Ne bu şimdi?
Kopan feryadın bizi telaşlandirmasi
Allahım dinlersin beni,bu anlamsızlık
Orda duran bir köyün olmaması
Söküp alabilir mi bizi karanlık kokan odalarımızdan
Temamız anne
Bir o kadar da susuş
Allahım neden anne diyince ölüm geliyor aklıma
Seninle konuşmak istiyorum,çok doluyum
Ne söylesem, ne anlatsam bilmiyorum
Ses versen belki biraz cesaretlenir de
bazen işte korkuyorum da.
Düşüncemden bir düşünce ölüyor
Soğuktan ve açlıktan ölen bir kediye takılıyor gözlerimm
Kâr da artık korkutuyor beni
İncindigim bu insani yaralardan bıktığımda oluyor.
İşte çocukluk diyorsunuz ya
Bir gülümse takılıyor gibi ekranda
Bakakalıyorsunuz sanki
Ve o anın sarhoşluğu kuşatıyor bazen
Kim ne anlatmış ki ?
Ölüm diye bir gerçek var
Ölüm diye bir umut
Dar kapılardan uzanan bir el
Ben kimim diyorsun
Arada çarpışıp duran parmaklarına bakarak
Bir köyün ıssızlığı ile saran bu koca şehir
Küçük bir oda kadar
Bilmem duyabiliyormusun?
Mehmet Nuri Noyantemur
Kayıt Tarihi : 2.6.2020 19:15:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!