Dörtnala türkülerimiz vardı bizim
Ormanlardan aşağı aşar giderdik
Sarı gelin dönerken plaklarda
Odam kireç tutsun diye türkü söylerdik
Çeyiz sandığı gibi demet demet
Kırmızı türkülerle dolardı içimiz
Ne tez havalanırdı huma kuşu
Biz de beraber uçar giderdik
Suyu çeşmede unutur
Türkü doldurup dönerdin testiye
Bir sarı sabahlığın vardı ya
Bahçelerden toplamıştık deseni
Kadir Mevla’ya avuç açar
Muhtaç olmazdık namerde
“Ela gözlüm ben bu elden gidersem”
Gözlerim emanet olur verdiğin mendile
Kanadı kırık bir türkümüz vardı hani
Her akşam söylerdik ya üst üste
Şimdi uzun ince bir yoldayız gülüm
Göz kırpıp duruyor sadık yârimiz
“Havada bulut yok bun ne dumandır”
Geri döner mi acep bizim allı turnalar
Ah gülüm gülüm
Nereye gitti bizim türkülerimiz…..
Kayıt Tarihi : 5.3.2017 07:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Aziz Korkmaz
Türkü sevmeyen, Türk'ü sevemez. Bu, böyle biline. Türküler bizim sosyal tarihimizdir. Müziğin beynelmilel olduğunu söyleyenler, ya çok cahildirler, ya da art niyetlidirler. Hiçbir şey müzik kadar millî olamaz. Dil kadar müzik de millîdir. Farz ediniz ki, yurt dışında bir ülkedesiniz; radyonun düğmesine bastınız, bir saz veya ud sesi! Birden gönül telinizin titrediğini hissedersiniz! Bu duyguyu başka hiçbir şey size veremez. Bir Afrikalı da "tam tam" sesini duyduğunda aynı duyguyu yaşar. Tıpkı, bir Avrupalının piyano sesini duyduğunda yaşadığı gibi. Veya yurt dışında iki kişinin Türkçe konuştuğunu duydunuz, hemen ilgilenir ve yanlarına gidip tanışmak istersiniz. Ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için, âcizâne bir tavsiyede bulunmak istiyorum : Lütfen Refik Halid Karay'ın "ESKİCİ" hikâyesini bir de bu gözle okuyunuz. Türk Edebiyatı'nda, dilin önemini ve dil sevgisini bu kadar güzel anlatan bir yazı daha okumadım.
*
Aziz Korkmaz
Yine müzikle ilgili bir ilâvede bulunmak istiyorum : Üniversitede öğrenci iken, rahmetli Hocamız Necmeddin Hacıeminoğlu şöyle bir olay anlatmıştı : Hocamız, iki yıllığına Bağdat Üniversitesi'nde misafir profesör olarak görev yapmak üzere Bağdat'a gider. Giderken, yanında bir de "saz" götürmek ister. Fakat, hudut kapısında sazı alıkoyarlar. Ne kadar ısrar etse de, buna izin vermezler. Buna bir anlam verememekle birlikte, çaresiz, sazı hudut kapısında bırakmak zorunda kalır. Fakat bu içinde bir ukde olarak kalır. Bağdat'a gittikten sonra, bir gün hocalarla sohbet ederken, bu konuyu açar ve buna bir anlam veremediğini söyler. "Gayet basit," derler "saz, sizin millî çalgınızdır. Burada, Kerkük ve Musullu Türk öğrenciler var. Biz onların millî duygularını köreltip asimile etmeye çalışıyoruz. Saz ise, onların millî duygularının uyanmasına yol açar. Bu sebeple alıkoymuşlardır."
*
Aziz Korkmaz
Türkü sevmeyen, Türk'ü sevemez. Bu, böyle biline. Türküler bizim sosyal tarihimizdir. Müziğin beynelmilel olduğunu söyleyenler, ya çok cahildirler, ya da art niyetlidirler. Hiçbir şey müzik kadar millî olamaz. Dil kadar müzik de millîdir. Farz ediniz ki, yurt dışında bir ülkedesiniz; radyonun düğmesine bastınız, bir saz veya ud sesi! Birden gönül telinizin titrediğini hissedersiniz! Bu duyguyu başka hiçbir şey size veremez. Bir Afrikalı da "tam tam" sesini duyduğunda aynı duyguyu yaşar. Tıpkı, bir Avrupalının piyano sesini duyduğunda yaşadığı gibi. Veya yurt dışında iki kişinin Türkçe konuştuğunu duydunuz, hemen ilgilenir ve yanlarına gidip tanışmak istersiniz. Ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için, âcizâne bir tavsiyede bulunmak istiyorum : Lütfen Refik Halid Karay'ın "ESKİCİ" hikâyesini bir de bu gözle okuyunuz. Türk Edebiyatı'nda, dilin önemini ve dil sevgisini bu kadar güzel anlatan bir yazı daha okumadım.
*
Aziz Korkmaz
Yine müzikle ilgili bir ilâvede bulunmak istiyorum : Üniversitede öğrenci iken, rahmetli Hocamız Necmeddin Hacıeminoğlu şöyle bir olay anlatmıştı : Hocamız, iki yıllığına Bağdat Üniversitesi'nde misafir profesör olarak görev yapmak üzere Bağdat'a gider. Giderken, yanında bir de "saz" götürmek ister. Fakat, hudut kapısında sazı alıkoyarlar. Ne kadar ısrar etse de, buna izin vermezler. Buna bir anlam verememekle birlikte, çaresiz, sazı hudut kapısında bırakmak zorunda kalır. Fakat bu içinde bir ukde olarak kalır. Bağdat'a gittikten sonra, bir gün hocalarla sohbet ederken, bu konuyu açar ve buna bir anlam veremediğini söyler. "Gayet basit," derler "saz, sizin millî çalgınızdır. Burada, Kerkük ve Musullu Türk öğrenciler var. Biz onların millî duygularını köreltip asimile etmeye çalışıyoruz. Saz ise, onların millî duygularının uyanmasına yol açar. Bu sebeple alıkoymuşlardır."
*
TÜM YORUMLAR (2)