ne vakit biri bana on dört şubat dese,
onca yol tepip istiklal caddesinde boylu boyunca yürüyesim gelir,
sevdalı bir gülüş görsem, bir dokunuş,
kaçamak bir bakış,
ne vakit yarım kalmış bir pencereden, bir çatlaktan yahut bir aralıktan
dışarı sızan bir keman sesi duysam
gökyüzü bir çello
sokaklar bana Beethoven`nın o en sevdiğim senfonisini mırıldanır
ne vakit yürek bir yüreğe değse
bir mayın kendi gövdesini parçalasa
denize has o mavi, bir güzelin gözüne daha çok yakışsa
nerden geldiğini bilmediğim bir kasımpatı kokar akşamlar
rüzgarlar ömründen,
bir kibrit çöpünün ömrü kadar dokundursa ya ömrüme
ben eksilsem, bitsem, tükensem
soluğundan bir nefes üfleseler de ebediyete sönsem,
ne vakit bir el avuçlarımda başka bir eli sarıp sarmalasa
senin yürüdüğünü bilsem daha önce bu kaldırımlarda
çocuklar bir palyaçoya gülerken ben o palyaço yalnızlığıyla ağlasam
işte o vakit tüm bu şehri bırakıp,
ne varsa yaşamda bana dair ondan vazgeçsem
güneşin batışına doğru,
bir kuş kanatlanıp gövdesini göğe salsa
kırık çerçeveler, yırtık fotoğraflar ve unutulan sevdalar
ne vakit depoya kaldırılsa, atılsa yahut bir hurdacıya bağışlansa
avuçlarımda yetim bir gül açar, sahipsiz kalır gözyaşlarım
ne vakit biri bana on dört şubat dese kavuşmalardan çoktur
aklıma ayrılıkların gelişi
ve mutluluklardan çoktur yüreğimde acının bıraktığı ayak izi
yağmur tanelerinin toprağa o ilk düşüşü,
yavrunun hayata tutunuşu,
eğer korkuyorsan kırık çerçevelerle hurdacıya bağışlanmaktan
korkma! Korkma…
ben seni bu on dört şubatta da bağışlamadım
Kayıt Tarihi : 11.2.2011 17:32:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

TÜM YORUMLAR (33)