Biraz Sonbahar Şiiri - Reşat Öztoprak

Reşat Öztoprak
463

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Biraz Sonbahar

Artık sonbahar okşar pencere camını.
Dünya yitirir parlak gün batımlarını,
Bulutlar renk değiştirip beyazdan siyaha
Süzülürken göğün mavisinde.
Üstelik ansızın yağan yağmurlar,
Islatır güneşte çalışmaya alışmış omuzları
Ve insanın içten içe tutuşan yalnızlığını.
Artık kışa teslim olmaya her şey hazır
Ve yapraklarını döküp toprağa,
Akan yağmur sularına teslim etmeye...
Benim ise ruhumda sebebini bilmediğim
Bir yorgunluk gezinmekte.
Tırnak aralarımda ise onlarca dikenin acısı.
Aynadaki silüetimde binlerce imparatorluğun işgali;
Yüzlerce savaşın ve mağlubiyetin cesedi,
Aklımla kalbim arasında pay edilememiş
Güneşte yanmış esmer topraklar,
Vadiler, dereler, yağmurlar ve iklimler.

Ömür bir törpü müdür insanın nefesine?

Nereden alıştık bilmem, her şeyi bir fanusun içinden görmeye?
Toprağın kokusunu içine çekmeyi bilmeyen ne anlar yağmur sesinden?
Göğün rengini kıştan bahara, bahardan yaza
Ve yazdan güze nasıl değiştiğinden ne anlar, tonunda yarınını görmeyen?
Yaprağa dokunmayan anlayabilir mi bir son/baharın sarısını?
Sadece nefes alıp vermek ölmek değil midir?
Oysa yaşamak her şeyden biraz değil midir?
Bir uçtan öteki uca adım atamadıkça ve gezinemedikçe
Her bir anın renginde, ölmek değil de nedir bu yaşamak?

Ömür bir törpü müdür insanın iyi niyetine?

Bulutlar bırakıyor kendinden bir şeyleri toprağa,
Üstelik mevsim bir ilk değil
Ve her şey yeşermeye mevsimlerce uzak;
Benim ise içimin boşluğunda çorak bir toprak.

Ömür bir törpü müdür insanın umutlarına?

En başa mı sarmalı, ne varsa yıllarca çark edilenleri?
Kendi içimize, bir başınalığın gri sesine mi dönmeli?
Kazanamadığımız ama sahip olduğumuz bütün zaferleri reddedip,
Tozlu rafımıza mı sığınmalı?
Döküldüğümüz onca topraktan; çaylara, nehirlere
Oradan denizlere, buhar olup gerisin geriye bir bulut mu olmalı?
Bir silik noktaya dönüşüp, diğer renkleri ret mi etmeli?
Avuçlarımızın çizgilerini değiştirmek istedikçe,
Binlerce engele takılıp düşmüşlüğümüzle kaldık.
Hangisini alıp attıysak, bir başkası yeşerdi.
Zaten hayatlarımızdaki en çok yetişen bu yeşildi.

Ömür bir törpü müdür insanın anlamlarına?

Gövdemde, bir sonraki ilk/bahar için dalım kalmadı,
Tuhaf bir yağmura kilitlenmiş kurumuş dallarım.
Dünüme bakıyorum sürekli, cevapsız kalmamak adına;
Garip, soluk bir iz kalmış rüzgarı bekleyen
Benden geriye toprak yollarda.
Mutluluk bir zil arası acıya ve umut zorluğa,
Anlam, yaşama tutunmaya...

Ömür bir törpü müdür insanın yarınlarına?

Beni var eden, binlerce yıldan kalma bir nesil
Ve milyarlaca yıllık bir dünya;
Ben ise acılarına yaslandım her şeyi es geçip.
Herkesin adımlarını takip etseydim eğer,
Bir toprak yolda izim bile olmazdı
Ve belki yalın/lızlığım.
Bir futbol maçında bağırsaydım,
Bir araba ve bir ev dolusu eşya yeterdi kalabalıklaşmama.
Bir toplumu bir tanrı edinebilseydim,
Rahat bir uyku uğrardı baş ucuma.
Bir takım elbise ile parlak ayakkabılar sevseydim,
Sahte saygılar iliklenirdi karşımda.

Ömür bir törpü müdür anlayışa?

Bir gün batımında, silüeti bana eş değer;
Rengi rengime denk yüreği yüreğimde atan
Bir ben'le, beni tüketmek isterdim,
Kendimi yeniden var edebilmek adına.
Sonrasında, yeni doğmuş kendimle
"Durup ince şeyleri anlamaya" koyulmak isterdim;
Kendi var ettiklerine tapınanlara kıs kıs gülmek
Ve hiç bir acı yokmuşcasına
O gün batımının akşamında sevişmek isterdim.

Şimdi bir suskunluğum var benim;
Şiirin anası bu sessizliğim.
Kuru bir gövdeden öteye kalmadı bende bir şey.
Yalnızım, gecelerde kayan bir yıldız gibi gecenin bağrında;
Öyle kayıp, öyle yarım, öyle üzgün, yalnızım.
Köklerime rüzgar vuruyor bak,
Onlarca harabe içimde yüzüyor.
Hem, kim nasıl anlar içindeki göğün fırtınasını?

Böylesine gevezelik içinde debelenirlerken,
Sahibi oldukları tek bir kelam bile yok.
Bir söz insanın neresinden çıkar?
Yaşadıklarından mı, yaşamak istediklerinden mi?
Ve kaç asır yaşadıktan sonra kendi kapısını bulur insan?
Acaba görebilir mi o çalacağı kapının tokmağını?
Konuşmak yasaklanmalı, böylesine karmaşık bir dünyada;
Bu laklak, öldüresiye yaşatmaktan başka neye yarar ki?

Hiç bir dile pelesenk olmamış bir şeyler söyle bana;
Yüreğim akıp gitti kulaklarımdan
Ezberletilmiş şeyleri duyup dinlemekten.
Yaz güzeldir ama kış başka bir güzeldir de,
Göçe hayat vermiş bir kuş kanadının
Biz gibi milyonlarcasını altına aldığını söyle,
Gün batımındaki kızıl ufkun
Akşam yıldızlarına bir köprü olduğunu,
Akşam yıldızlarının başka bizleri
Bize bir sinema perdesi üzerinde izlettiğini söyle.
Bir karganın en fazla 20-25 yıl yaşadığını söyle.
Alışkanlıkların çirkinlik
Değişimin güzellik olduğunu söyle.

Kimse hayallerini gerçeğe devşiremez,
Tek bir anlık olanı bile.
Bu yüzden boğar insanı zaman;
Anlar devleşir,
Günler yıllara meyil verir,
Şu 5 metreye 3 metre ömrümüzde.

Şu hayatlarımızın içinde duvarlarla kaplıyız.
Kaçmaya çalıştıkça duvarların üstünden,
Düşüp kırarız bir yerlerimizi
Ve o yüzden her geçtiğimiz öte odada
Bir acımızla kalırız, kırık bir yanımızla...
Uçsuz bucaksız gibi görünse de,
Sınırlarımız hayallerimizin sınırında.
Zannederiz ki sonsuz bir gökyüzü gözlerimizde,
Oysa bitiş noktası başlangıç ile aynı yerde.

Yaşam bir nehirdir ömürlerimizden geçen,
Biz ise etrafında birer yama gibi yığın yığın.
...ve bir gün çoraklaşır bütün bahçelerimiz.
Biraz rüzgar, biraz kuraklık;
Ölüm varken nasıl yaşar insan?

Ruhumun en kılcal damarlarıma kadar dol içime
Ve sar beni gecenin karanlığı gibi.
Hiç bir dile pelesenk olmamış bir şeyler söyle,
Duyma beni, dinle ve anla.

Sonbahar geldi yine ve yaşam aynı tekrarda;
Kış sonrasında ve yine belki bahar
Ölüm bize seslenmedikçe.
Biz ölsek ne olur ki, görecekler vardır elbet.
Bu nasıl bir kandırmaca!
Bulutlar daha kaç defa devr alacak öncekini?

Bir kuş kanadında bir bulut yolcusu olmak isterdim,
Zamanın gelmişinden gideceğine.
Tükendim çağları omuzlarımda taşımaktan.
Ya da bir bulutun ta kendisi olmak,
Hem kime ne, kim ne diyebilir ki?

Gözlerimde rengarenk bir yaşamın umudu
Ve nefesimde bir bozkırın at hoyratlığı.
Ben geçtim bu alemin sinesinden,
Kim bildi? Kim gördü? Kim tanıdı?
Okşanmamış bir ruhun, yeşermemiş bir umudun
Batırılmamış bir günün gölgesinde ben geçtim.
Sulara bırakılmış yaprakların hüznünde,
Mavisiz bir göğün güneşsizliğinde
Sesimi rüzgarlara bıraktım.
Ben çiçeğimi çorak topraklarda açtım.

Hiç durmadan dayak yemiş bir çocuğun ağalaması var,
Ayak altında ezilmiş bir çiçeğin kırılmışlığı,
Yanmayan, tüten bir sobanın içten içe boğulmuşluğu var içimde.

Bir şeyler söyle,
Hiç bir dile pelesenk olmamış bir şeyler.
Öyle bir şey ki,
Bir dahaki bahara çiçek açabileceğim bir şeyler.

Reşat Öztoprak
Kayıt Tarihi : 7.10.2023 16:05:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Reşat Öztoprak
    Reşat Öztoprak

    Teşekkür ederim

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (1)

Reşat Öztoprak