Bunalımlı zamanlardan geçer insan,
söz yorulur, umut susar,
siyaset çamur olur,
ayak bileklerimize kadar.
İşte tam o yerde
bir türkü uzanır elimize,
bir şiir dokunur alnımıza,
sanat dediğin
yaraya sürülen eski bir merhemdir.
Ben akıl vermem,
ustalık iddiam da yok;
sadece yaşadıklarım var,
bir de içimde biriken şehirler.
En çok da
bir ırmağın kıyısında büyüyen çocuk
konuşur içimde.
Kısa sürdü orada kalışım,
ama uzun sürdü izi.
Zamanla ölçülmez bazı şeyler,
katsayısı yüksektir hatıranın.
Bir mahalle,
bir cami avlusu,
bir taş duvar yeter
ömür boyu taşımaya.
Suyunda öğrendim yüzmeyi,
bahçesinde öğrendim suçu:
meyve çalmanın masumluğunu.
Bir bağda top koşturdum,
bir dükkânda büyüdüm,
sabah erken,
ekmek parası ağırdı
ama omuzlarım hafifti.
Sekiz yaşında çırak oldum,
saat hediye edildi bana
zamana yetişeyim diye.
Babasızlığın bıraktığı boşlukta
özgürlüğün ne demek olduğunu
erken öğrendim.
O günden beri
hiçbir kafese sığmadı ruhum.
Sonra şehirler değişti,
okullar, sokaklar, adresler…
Ama içimde bir yer
hep aynı kaldı:
dar sokaklı, serin gölgeli,
ırmak kokulu.
Yazıyorum arada,
kendim için.
Bir zaman tüneli açılıyor kelimelerden,
karşıma kimler çıkmıyor ki…
Yarım kalmış sevdalar,
tozlu dizlerim,
çocukluğumun sesi.
Mart yaklaşıyor,
taş toplama vakti.
Dilekler ağırdır bilirim,
ama insan yine de dener.
Belki kabul olur diye değil,
inanmayı unutmamak için.
Bir şehir kalır geriye,
bir de onu yazan yorgun kalem.
İkisi de iyi gelir insana.
Kayıt Tarihi : 22.2.2026 10:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




bir ırmağın kıyısında büyüyen çocuk
konuşur içimde.
muhteşem bir şiir okuttun bize sevgili abim, teşekkürler...
.
...
.
yetimhane avlusuna,
iri taneli yağmurlar yağıyor…
mavi gözlü kızıl saçlı çilli çocuk,
yastığından boncuklar topluyor,
ah aşk,
küçümsediler acımı,
ölümler var, savaşlar, açlık ve...,
nasıl üşüdüm bir bilsen, nasıl;
yokluğunda...,
baktığın kalp içlerimde,
dağ gölleri buz tutuyor,
mevsim bir günde değişti ve,
hangi göç,
kanatsız bir göğe yükselir…,
nasıl şaşkınım, nasıl;
yaşlandım bir günde nazarlarında,
azarlarında,
alnı kırışık sevdamızın…;
ah balım, ve ah zehir,
yüreğimin petekleri siyanür dolu,
gözyaşlarımın ak pınarlarına
kirli sular karışıyor,
ve aşk inatla küllerini savuruyor
kutsanmış topraklara,
ve şimdi;
hiçlik mezhebindeyim,
yurtsuz ve
kimse/sizim…,
sevgili tabîbim,
terk/et/me/beni
ah,
ve sen ki aşk;
felçli bir yatalaksın artık,
yatağına kırgın akan ölü bir ırmağın deltasında...,
ah;
.
...
.
TÜM YORUMLAR (1)