Kalabalık bir cadde, yolunuzu kesecek bir öğle vakti. Bin bir çeşit ayak izinin içinde, kendi izlerinizin eşini görmekte zorlandığınız kalabalık omuzlar çarpacak gözlerinize. Mevsim ne olursa olsun, yokluğun ayazını tadan elleriniz ceplerinize hapsolacak adımlarken her bir sesi.
Kimine omuzlarınız yol vermekten çekinirken, dertleriniz dökülecek sağ tarafa doğru ve yalnızca bir üzgünümle uğurlayacaksınız yanınızdan çatık kaşlarıyla uzaklaşan bedeni.
Öğle vakti olmasına rağmen, derdinizi anlarcasına ağlayacak belki de size gök mavisi. Her şeye rağmen ayaklarınızı sürümeye devam edeceksiniz, her bedenin yükünü serpe serpe dağıttığı kaldırımlarda..
Nereye gittiğinizi çoğu zaman bilmeyeceksiniz. Geldiğiniz yerin kapısını çarparken dahi kaybolmayı düşleyeceksiniz. Hatta bazen adınızı bile unuttuğunuz günlerin hayaliyle gülümseyeceksiniz.
Köşebaşlarında boş sokaklar arayacaksınız. Gözlerinizin kenarında biriken nehirleri dökerken bir duvar dibinde, fark etmesin isteyeceksiniz hiç bir ayak izi. Malesef ki tüm alem derdinizin içinde gezmek ister gibi baltalayacak yalnızlığınızı.
Her köşeden biri geçecek önünüze. Bazı yüzler tanıdık gelecek, bazı sesler sizin sesiniz gibi. Tokalaşmaya dahi mecaliniz yokken, tutup bir de sarılacaklar kan gövdenize. Her "nasılsın? "a bir "iyiyim"bağışlayacaksınız
ve muhtemelen tatmin edecek bu yalancı iyilikler onları. Içinize gömdüğünüz "kötüyüm"leri dile dökseniz bu defa da ufacık bir "boşver"e sığdıracaklar tüm iç çekişlerinizi. Alışık olmanın verdiği "eyvallah"ı sunacaksınız avuçlarına ayrılırken yanlarından.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta