Bir Mevsimin Acı Gerçekleri Şiiri - Yoru ...

Yılmaz Erdoğan
68

ŞİİR


755

TAKİPÇİ

""Bir tek dileğim var mutlu ol yeter” sözünün
bir kamyon yükü
anlam taşıdığı günlerdi

Kaldırımlar toz ve kağıt topakları
Ankara’nın
Ankara’nın sonbahar yaprakları

Tamamını Oku
  • Tuna Kafkas
    Tuna Kafkas 26.02.2026 - 20:44

    VI
    şadırvana terk edildin sen,
    her hak yerine halka aşık gibi…,

    ve aşk
    seni ayaklar altında ezdiler,
    üstüne kilit vurulmuş kederli bir kapı,
    mührünü öptü gözlerinden…;
    yüreğimin çatısı aktı
    rutubete,

    kırmızı kadife perde,
    kapat pencereni rüzgâra...,
    aşk, sana demediklerini bırakmadılar,
    ah,

    ey aşk;
    varsın desinler,
    sunarım kızıl ve kenarda kalmış güllerimi ben,
    tenha yüreğine…,
    bir küfür gibi doldu içime
    kavuşup/ayrılmamız hekimim,

    keramet eblehlerine postnişin atarım ikimizi de,
    ki içimde uğuldayan ötenazi,
    ne olur sus sus,
    ah;

    yeryüzüne indi aşk,
    bozulmasın bu akid…,
    ki şimdi aşk sen;
    piç misin…,
    yetimhane avlusuna,
    iri taneli yağmurlar yağıyor…
    mavi gözlü kızıl saçlı çilli çocuk,
    yastığından boncuklar topluyor,

    ah aşk,
    küçümsediler acımı,
    ölümler var, savaşlar, açlık ve...,
    nasıl üşüdüm bir bilsen, nasıl;
    yokluğunda...,

    baktığın kalp içlerimde,
    dağ gölleri buz tutuyor,
    mevsim bir günde değişti ve,
    hangi göç,
    kanatsız bir göğe yükselir…,
    .
    ...
    .

    Cevap Yaz
  • Tuna Kafkas
    Tuna Kafkas 26.02.2026 - 20:07

    XXV
    tehlikeli sularda oluyorum aziz dost,
    sensiz geçen her allahın günü bilirsin
    ve böyle geçmiş her gün bitiminde,
    tehlikeli oluyorum, biraz daha;
    öyle ki o anlarda,
    imdat kolunu çevirmeye dahi çekiniyorum,
    katarında olduğum kompartımanın…,
    ya yersiz yere çevirdin denip,
    yüzünü ebedi göremeyişe hüküm giyersem diye,

    ki böyle, hiç değilse; tehlikeli de olsa,
    sohbetinin yâdıyla iç çekebiliyorum
    ve dura durula yol alıyorum,
    ansızın yiten, soğuk içilmiş
    çay muhabbeti demlerinin,
    anılarına…;

    haftanın her günü, şehrin banliyösünden
    bulvarlarına inen bir işçinin yüreği gibi,
    kan revan içindedir garipliğim…,
    kalan ömründe gözü olmadan,
    varlığına gönülden muhiban bu ıssız insan,
    bir daha meşkimizin mümkünlü
    olmayacağının idrakiyle,
    ağır başlıca yasını tutar dururken,
    yine de sen hekimim iyi olmalısın,
    hiç olmadığın kadar diye, duacınım;

    bilirsin, teslimiyetti evet
    her ambulans sireni duyulduğunda okunan
    ayet/el kürsînin; kifayetsiz nefesler ve
    mecalsiz dudaklara kaldığı bir biteviyelikte,
    yazgıya boyun eğmek, asıl teslimiyet burada…,
    ve bu okumanın yapılması telkininiz,
    o desturlu tespitlerdendi,

    ve hülasa velev ki yoksam,
    taburculuk sonrasında günlerdir
    yanında yörende ve bugün de,
    üzülme e mi üzülme,
    zaten nicedir sadece çile çektirip,
    çağrına mütereddit halimle,
    vicdanını işgal altında tutuyordum…,
    kafesinden salıverilmiş bir güvercinin
    hürriyeti kadar ellerinde artık
    sana tahmil ettiklerimden azadlığın,

    \ah, gidemedin bizden
    ve gidemedik senden bu sefer de,
    ki biz senin esirin sanırdık kendimizi,
    oysa asıl tutsak senmişsin bize, aşk…;
    uzun senelerin umuduyla vadeye bağlanmış
    ve bozulma sebebi ölüm dahi olmayan bir vaadle,
    sabâ makamında bir sabaha daha çıktık,
    çok şükür,
    ah;

    bir uçuk turunç güle benzer o yüzün,
    yakışır mı o gece gözlere hiç hüzün,
    eğme öyle başını yetimce ve küskün,
    bir nilüfer gibi açsın durgunluğuma gülüşün,
    ki sen bildiğim tek elbistan türküsüsün…,

    kalbe doğan ve yok saydığımız,
    yakındaki hasretliğin malumuyla,
    ve içimize akan göz yaşlarıyla geçiyorken
    zahiri zorlayan günlerimiz,
    ve göz pınarlarımızdan sızan
    kor olmuş tek tük nemlere rağmen,
    içimizde taşıdığımız bu gönül ferahlığı,
    vuslatmış meğer yarınlardan önce yarına;

    çiziyorum şimdi zihnimin anlayış bekleyen
    açıklamalarının altını ve tutmayan hesapların
    dört işlemini yapmayı deniyorken,
    ikaz lambaları yanıyor her adım başı
    ve oyuncakları hayatlarımızın,
    alt üst alt üst alt üst etmede hayatlarımızı,
    ah;

    çift kişilik hatme halkamızda baş başayız
    aklımın ütopyasında…,
    yakılmış bir ağıtın mavi dumanı
    göğe yükselirken durduğumuz
    dîvân huzuru, er geç yine
    bizi bulacak diyorum kendime,

    parmaklarım,
    erdemli parmaklarım yazmaktan,
    gün/ah/a bulandılar kaç zamandır
    rabıta yoksunluğundan;
    sınır dışı edilmiş kelimelere sığınıp,
    itirafçı bir şiirin ilmeği boynumda,
    ellerim,
    ki kemikli örtüsüne baktım,
    ha benim ha senin ellerinle,
    yokluğunun şehrine şiirler yazdım,

    ey kıymetlim,
    beyaz bir kağıt elbet
    kırışık bir karalamaya dönüşebilir,
    dahası hangi yeni eskimez;
    en derinde akan sırdaşlık üstüne
    devrilmiş yazgının mürekkebi,
    cansız hatıralar saçabilir
    o beyaz kırışık kağıda...,

    seslenmeyle teselli buluyorum
    sana hece hece,
    ve tozlu çayhanesinde bir iskemle,
    son dizemin ayak parmaklarına değerken,
    diyor ki iç sesim;
    /kim okursa bu t/aksimi,
    gözbebeklerinden iri siyah kayalar
    devrilecek üzerine/

    üç kat ak perde çektim üstüne,
    ve temennine uyarak,
    elimden geldiğince sakladım
    yüreğimin kalemini…,

    ey tek kuruşluk olmak dileyen
    tevazunun gönlü;
    baş başayız seninle
    aklımın ütopyasında yine,
    ve varsın savursun tekmesini felek,
    o tozlu çayhanesinin
    en kenarındaki iskemlesine,
    ah;

    Cevap Yaz
  • Tuna Kafkas
    Tuna Kafkas 26.02.2026 - 19:48

    XII
    aşk nerdesin,
    bıraktığın yerde kalamadım ki ben,
    acaba ne haldesin,
    gittiğin yerde misin ki sen…,

    sürgüne uğramış aşkın,
    hatırında bir yâr vardır,
    gurbetidir yârinin olmadığı her mekân meftûnun,
    zaman solgun, küskün ve ölgündür sürekli,
    ve donakalır zaman,
    bozkırın güz güneşi altında, hep;

    gidin bulutlar akdeniz sahillerine,
    aşkın yurduna,
    su serpin yangın yeri kömür gözlü pîrin yüreğine,
    rahmet yüklü hava kütlesi,
    sende yerinde kal
    ki,
    iri ve ılık yağmurumla,
    her iklimden azâdım artık…,

    gözlerinin uçurumuna bakmayı göze aldım,
    o havasına güven olmaz kentin kış günü,
    üşümüyordum ve çıkıp iniyordum koşarak,
    o kaldırımları kırık dökük sokağın yokuşundan…,
    ne geçmişte gözüm vardı, ne de gelecekte;
    sağanak bir rahmet içime işliyordu,
    ve baygındım,
    ah;

    /ve dikişleri yeni alınmıştı,
    gökyüzünün/

    dünyanın;
    çizgili pijamasının
    beli sıkmıştı ki,
    gevşek bir don lastiği ile değiştirip,
    ayırmıştı gövdesini ikiye;
    /kuzey,
    güney,
    savaş,
    sıcak,
    soğuk,
    erkek,
    kadın,
    aşk/

    dünya öyle kurallı ve tertipliydi ki,
    yoktu tahammülü hiç dağınıklığa,
    her şeyi planladı, kurguladı;
    ölçtü/biçti/tarttı ve;
    /denizlerin,
    ülkelerin,
    göğün,
    toprağın,
    aşkların,
    insanların,
    hayatın/
    kenarlarına makine çekti
    ve kesti sarkan iplikleri,

    dünyanın öyle usta elleri vardı ki,
    ve öyle güzel dikmişti ki
    herkesin göğünü kendine;
    /kimseye,
    bir başkasının göğündeki
    turnayı sevmek,
    hakkını tanımıyordu…,

    oysa meşk,
    dudaklarındaki
    esrarlı cigarayla,
    özerkti dünyadan/
    başına buyruk ihtilâl adımlarıyla,
    yürüdü;
    onun gök kubbesine,
    ve ama evet,
    dünyanın öyle usta elleri vardı ki,
    ve öyle güzel dikmişti ki
    herkesin göğünü kendine/
    kimseye,
    bir başkasının göğündeki
    turnayı sevmek,
    hakkını tanımıyordu…;

    oysa mey,
    dudaklarındaki
    esrarlı cigarayla
    özerkti dünyadan
    ve başına buyruk ihtilâl adımlarıyla;
    yürüdü,
    onun gök kubbesine,
    bir izmariti çiğner gibi,
    bir leşi tepeler gibi,
    bastı başına,
    kutupları ve ekvatoruna kadar,
    kirli postalarının izini bırakarak,
    had bildirdi atmosferine,
    ah;

    öyle çok seviyorum ki seni,
    öyle çok,
    sensin benim gökyüzüm
    ve süreyya yıldızım,
    yön duygum,
    iç görüm…,

    ne diyordum;
    /ve,
    çaldı dünyanın makasını
    /ve,
    kesti sevdalı parmaklarıyla
    /ve,
    söktü iplikleri…;

    öyle çok seviyorum ki seni,
    öyle çok;
    sensin benim güzel ve zarif turnam,
    ve yoktu,
    zahirin ne çizgisi,
    /ne sınırı,
    ne de minimal bir raconu,
    ah;

    kanarız ki biz birbirine yeryüzü ve gökyüzü,
    akarız ki birbirine…,
    ve kanarsın;
    sen, bende bakan okyanus gözlerime,
    ve bir hekim tebessümüne
    ben de…;

    ah sevgili marjinalim,
    boğuluyo/rum,
    ki rotasız gemi,
    ma/ss/mavi ummanına
    atıyor demir…,
    ah;

    Cevap Yaz
  • Bayram Dağ
    Bayram Dağ 26.02.2026 - 08:11

    Kimse bilmez Kars'ın uzaklığını ve ıssızlığını,
    Kar minik bedenleri okşuyor bazende eziyordu...
    Kimse bilmez neler olduğunu koca kar kütlesi hariç.
    Yarı çıplak ayaklarla bir adım umuda yaklaşarak.
    "keşke okul köyümüz de olsaydı"hayali her sabah yankılanıyor dağlarda,tepelerde ,katlarda...
    Bir Umut daha öğretmen olucam ,savcı, hakim ...
    Soğuktan sert bakışlı,içi Umut ,sevgi dolu çocuklar ...
    Ve ardından ilkbahar geliyor uzak şehire.
    ..
    Öncelikle ellerinize sağlık çok güzel olmuş.
    İçimden bunlar döküldü bunları yazdım .

    Cevap Yaz
  • Gülay Aruç
    Gülay Aruç 26.02.2025 - 19:44

    Bir esinti alıyorum "Han Duvarlarından"
    Saygılarımla,

    Cevap Yaz
  • Sebahattin Karadaş
    Sebahattin Karadaş 26.02.2025 - 13:53

    ""Bir tek dileğim var mutlu ol yeter”
    İlkokul 3.sınıf öğrencisi iken derin deniz gözlüye mahkum olmanın, keşkelere kurban bir mecnûnun aradan 60 yıl geçse de duygularını bilmeyen M.....'nin, mutlu olduğunu bildiği için daha da mutlu olmasını dileyen garip bir ihtiyarın dileği ve duasının adıdır bu şarkı sözü.
    İlk defa gözlerimin ağrıdığı, sızısını en derin şekilde hissettiğim Tatvan'da gördüğüm Harputlu.
    Yılmaz Erdoğan, Muhabbetlerimle...

    Cevap Yaz
  • Cihat Şahin
    Cihat Şahin 26.02.2025 - 13:15

    ALİME BAK ALİME(!) BELLİ Kİ SEN ALİMLE, ZALİMİ, CAHİLLE, ARİFİ, MÜ'MİNLE MÜNAFIĞI, MÜRŞİTLE, MÜFSİDİ BİRBİRİNDEN TEFRİK EDEMEYECEK KADAR ECHEL BİR AHMAKSIN!

    Cevap Yaz
  • Biraz Düşünün
    Biraz Düşünün 26.02.2025 - 13:14

    Efruh Te

    Cihat Şahin daha dün Yunus Emre'ye sapık dedi. Her gün günün şiiri olarak paylaşılan şiirin şairine hakaret ediyor. Anlaşılan o ki siz Cihat Şahin'in bu yorumlarına devam etmesini istiyorsunuz.

    Cihat Şahin miraç vardır diyeni neredeyse dinden çıkartıyor. Birçok alim Miraç olayı Kur’an’da biraz kapalı olduğundan, inkâr eden kâfir olmaz ancak, sapıklık damgasını yemekten kurtulamaz. Diyanet İşleri Başkanlığı ise miraç hadisesi vardır diyor. Siz miracın olduğuna mı olmadığına mı inanmaktasınız?

    Bahtiyar Cano sizin sadece bu iki konudaki düşünceniz nedir?

    Cevap Yaz
  • SALİM ACAR
    SALİM ACAR 26.02.2025 - 13:14

    YOLUNA DEVAM EDECEĞİNDEN KİMSENİN ŞÜPHESİ YOK
    OT GELMİŞSİN PALAK GİDECEKSİN:)
    BİR İNSAN BU KADAR TÜKÜRDÜĞÜNÜ YALAYIP BU KADAR SABİT FİKİRLİ OLAMAZ:)))

    Cevap Yaz
  • Cihat Şahin
    Cihat Şahin 26.02.2025 - 13:13

    SENİN KENDİN DÜZGÜNMÜSÜN Kİ DÜZGÜN KARAKTERLİ İNSANLARI BİLİP TAKDİR EDESİN EY MÜFSİT MÜNAFIK?
    RABBİM KİME HANGİ GÖREVİ TEVDİ EDECEĞİNİ GAYET İYİ BİLİR. ONUN SİZİN GİBİ MÜFSİT MÜNAFIKLARIN TAVSİYELERİNE İHTİYACI YOKTUR!

    Cevap Yaz

Bu şiir ile ilgili 29 tane yorum bulunmakta