Uzun uzun baktı yüzüme... Gözlerimi hafif kısıp, başımı iki yanıma salladım. Ne demek istediğimi anlamıştı hayret...
-Deli misin? Dedi.
Yüzümü buruşturup, gözlerimden bir çift soru işareti fırlattım gözlerine.
-Hayırdır? Diyecek oldum vazgeçtim.
-Bu kadar kızma dedi, sana delisin demiyorum, sadece deli misin diye soruyorum.
-Haydaaa... Dedim içimden. İnsan 'haydaaa' der de, 'çattık' demez mi hiç. Alt çenemi öne doğru itip, başımı ileri geri götürdüm. O anlamıştı zaten 'haydaaa çattık' dediğimi. Sırıttı hafiften. Hem de pis pis sırıttı. Madem hareketlerimden ne demek istediğimi anlıyordu, şimdi de ben bu sırıtmanın adını koymalıydım. Adı belli 'çakal sırıtışı’... Çakal nasıl sırıtır demeyin, sırıtır işte.
Kıllandım...
fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
Devamını Oku
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı