Yıldızlarla sevişmeyi özledim,
hiç ulaşamadığım o uzaklığa.
Aya dokunmayı hep hayal ettim —
ama hep yarım, hep eksik göründü bana.
Güneşe bakmak istedim doyasıya,
her defasında gözlerim kamaştı.
En çok da uçmak isterdim,
bir kuş gibi,
rüzgârın kanadında,
göğün kucağında…
Saatlerce,
sınırsız,
hatsız —
dünya avuçlarımın içindeymiş gibi.
Nasıl da hissederdim rüzgârı,
nakış gibi işlerdi içime
heyecanın iğnesiyle.
Sonra…
Gözlerimi kapatırdım,
havada…
Silerdim aklımdan tüm yabancı düşünceleri,
en çok da seni —
bitmeyen tartışmalarını,
bitmeyen kavgalarını,
bitmeyen öfkeni.
Hepsini birden bırakırdım goğün boşluguna
dünyaya düşsün diye,
hiçbir şey kalmasın bende,
sadece ben
ve kanatlarım.
Gezinirdim İstanbul semalarında,
Boğaz'dan geçerken
vapurlara selam bırakırdım.
Eminönü'nde balık ekmek çalardım gülerek,
Ayasofya’ya minarelerinde pervane olurdum
Sultanahmet’te bir mola…
Süleymaniye’de secdeye varır,
Eyüpsultan’da
Pierre Loti’de bir çay içerdim,
teleferiklere inat.
Kemerburgaz ormanını
kanatlarımla kaldırırdım havaya,
Sarıyer, Kilyos kıyılarında
soğuk Marmara’yı hissederdim
kırık kanadımla.
Beşiktaş sahilinde
içilen içkilere inat
bir vapurla yarışır,
Kadıköy Moda sahilinde
çiftlere özlemle bakardım.
Sevgiye muhtaç bir mahcubiyetle
Üsküdar kıyılarına çarpardım,
sendelerdim.
Sonra düşerdim
Beykoz sahilinden Marmara’ya.
Bilirim…
Soğuktur o su.
Senin sevginsizliğin gibi
azar azar kemirir tenimi.
Ben erirken
Marmara, Akdeniz olur bana.
Ben bir kuşum,
kanadı kanlı…
Ben bir kuşum,
İstanbul farklı.
Kayıt Tarihi : 6.2.2026 16:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!