Gözlerinde gecenin en karanlık perdeleri,
Lahitlere gömülmüş binlerce yıllık sırlar
Kâşiflerden macera bekleyen…
Büyülü ışıklar var karanlığının ardında
Kış gecelerinde bulutlara pembelik veren,
Mayıs sabahlarında ağaçlara ilk vuran
Deveran ediyordu dünya,
İki boynuzun arasında sallanan.
Buzlar dökülüyordu bulutlardan
Tepesine Fin ormanlarının.
Kucaklanmıştı aşılmaz sislerle etraf,
Geyiklerin burnundan yükselen…
Şarap kadehim yaptım gözlerini bu gece
Masamda oturdu yüksek dağlar ve utangaç ay
Binlerce yıllık mahzenlerden çıkardım seni
Kapatırken akşam gözlerini kumsallarda
Konuk olurdu gitarımın şölenine kumlar
Parmaklarımda çingene ezgiler
Ortalıkta bilmediğim iklimlerden rüzgarlar
Ürpertirdi sevgilinin ıssız hayaleti tenimi
Medcezirler vururdu okyanusun kapısına
Kaplardı etrafı soluksuz bir sis
Kutsal metinlerin sayfalarından çıkan
Sabırla beklerdi And Dağları
Soluk almayan serüvenleri
Machu Picchu’da…
Masallar okurdum suya karanlıkta
Gecenin bile sokulup dinlediği
Asma yapraklarına sarılmış kalemimle
Yazardım ırmakların duru sayfalarına
Bal kabağı rengi mürekkebimle
Süzerek masalsı ülkemdekileri…
Düğününde kumların rüzgarlarla,
Geliniydin çöllerin destan dillere
Giydiğin nedir garbın karasından
Ey Palmira?
Saklambaç oynardın yıldızlarla
Dökülüyordu sakuralar baharda
Hatırlatıp geçici zamanı
Seyredalmıştım ölümün yolculuğunu
Arafta kalmış gözlerimle
Kaskatıydı ayaklarım
Atamıyordum hür adımlarımı
Yankısını duyuyorum sesimin konuşmadan
Kalbim seni haykırırken
Varlıklar arıyorum yokluğun tünellerinde
Senden dökülenleri arıyorum sen olmadan
Kokunu alıyorum daha çiçekler açmamışken
Yeşil bulutlara konuyorum kışın ortasında




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!