Biz heykeline bakınca
taşın dökülen sessizliğini görmeyiz;
orada zamanın kabuğu çatlar,
ateşle damıtılmış bir akıl
küllerin genetiğinden doğrulur.
Bu bir meşale değil,
gecenin alnına vurulmuş bir mühürdür;
özgürlük, rüzgârın yeni alfabesi olur.
Esaretin ağır, paslı uykusu
çelik bir iradenin geometrisiyle
tarihin karanlık sularına gömülür.
Ve halk,
aynı nabızla çoğalan milyonlar,
önüne set çekilemeyen
nehirleşmiş bir iradeye dönüşür.
Biz Atatürk deyince,
toprağın kirli adımlardan
bir gömlek gibi sıyrılışını duyarız;
insanın onurunu,
kadının ufku yaran vakur başını,
eşitliğin sessiz ama sarsıcı
yürüyüşünü biliriz.
“Yurtta barış, dünyada barış”
bir temenni değil;
insanlığın vicdan atlasına
kazınmış ahlaki bir yasadır.
Biz Atatürk deyince,
karanlığın sınırlarını ihlal eden
ışık sarnıçlarını görürüz;
uygarlığa yürüyen bir ulusun
kendi kaderini kendi yazışını.
Bilgi ve bilim,
o yürüyüşün kırılmaz kristalidir;
şaşmaz, sapmaz, susmaz.
Ve biz Atatürk deyince,
ölümün bile içinde eridiği
bir adı anarız.
O, bir isimden fazlasıdır artık;
mürekkebin içindeki saklı şafak,
uyanışın kalbindeki sönmeyen yankı.
Biz her "yarın" dediğimizde,
onun bakışındaki o sonsuz mavilikle
yeniden yıkarız ufku.
Mesut Yüksel
Kayıt Tarihi : 20.12.2025 01:24:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!