BİN YILLIK DAVA
Tarihin sayfası zulümle doldu,
Gülü dertli olan erkenden soldu.
Nefis Yezit olup canları yoldu,
Peygamber gidince koptu kıyamet.
Resul dedi: “Benden sonradır Ali,”
Hırs bürümüş meğer nifaklı dili.
Cenaze kalkmadan koptu bir figan,
Sustu Şah Merdan’da sabır metanet.
Hasan’a zehirle kıydı o hain,
Kerbela çölünde başladı ayin.
Hüseyin’im der ki: “Sırrıma değin,”
İhanet denizi doldu nihayet.
Küfe’nin döneği bilmez mi Hakk’ı?
Cenneti unutup seçti nifakı.
O öpülen boyun yerdeki akı,
Nerede adalet nerde kefalet?
On İki İmam’a kurdular pusu,
Bitmedi Yezit’in o kanlı huyu.
Hatayi diliyle verdi bu suyu,
Mazlumun ahında gizli asalet.
Hallaç’ı astılar “Hak” dedi diye,
Derisi yüzülen can bir hediye.
Nesimi sığmadı fani dünyaya,
Zalimin elinde bitti merhamet.
Murat Paşa’lardan kaldı kuyular,
Celali diyerek başa vurdular.
Maraş’ta Çorum’da ateş duyular,
Madımak içinde yandı şahadet.
Pir Sultan asıldı sönmedi közü,
Mahzuni zindanda yummadı gözü.
Şairi atsalar bitmez bu yazı,
Yezit ruhu hâlâ sürer rezalet.
Bin yıldır gitmedi başımızdan şer,
Mazlumun kanıyla ıslandı bu yer.
İnsanlık namına kalmadı eser,
Bitmiyor yaralar bitmez nedamet.
Hakk’ın mizanında çekilir dara,
Kapanmaz gönülde açılan yara.
Zalimin defteri yüzü kapkara,
Kalemsiz Şair’den işte rivayet.
Kayıt Tarihi : 14.3.2026 21:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!