Derler ki
Biraz çılgın
Hafif de meşrep olurmuş Şairler
Yazının ağırlığında
Elleri kalem tutalı beri
Unutmuştur bir tenin hafifliğini
İşte bu yüzden
Hep aç olurmuş Şairlerin gövdeleri
Gövdeler ki
Kendi köküne yabancı
Köküne inat
İşte bundandır
Boza boza Erden'ini tüm harflerin
Bin kelime doğurdum sana
Sözlerin rahminden çaldım Aşk'ı
Ve Aşk'ı
Dilimde göverttim
Sustuğun her yerde
El değmemiş bir kitap ne kadar bakirse de
Oku beni
Dokun bana
Dokundukça anlam bulur sayfalar
Ve de Kadınlar
Özlem SABA
Özlem Saba
Kayıt Tarihi : 1.11.2020 12:23:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Özlem SABA’nın Şiir Kitapları; Münferit Aşklar, Aşk Kadından Öğrenilir, Beklenen Sevgiliye, Hoş Geldin Sevgilim, Güzel Uğurla Beni, Gül Bahçem, KertenKelebek Şiirler, Aşkımdan Vurdular, Gül Kurusu Ölümler




Bazen aklın, geleneklerin, alışkanlıkların denetiminden uzaklaşır şair. Şairin bilinçaltı kendince bir gerçek oluşturmak ister. Nitekim şiirde şairlerin çılgın olma özelliği de söz konusudur. Sarhoşluk, dengesizlik gibi aklın kontrolünü ortadan kaldıran birçok çılgınca unsur vardır. Çılgınlık aslında gerçeküstüne doğru itekler. Şiirde ise reel duygular baskın. Haklı bir talepte bulunularak şiirler okunulsun denilmekte.
Günün şiirini ve şairini yürekten tebrik ediyorum.
Sevgi ve saygılarımı sunuyorum
Bin kelime doğurdum sana.
Sözlerin rahminden çaldım Aşk'ı
Ve Aşk'ı;
Dilimde göverttim,
Sustuğun her yerde..
El değmemiş bir kitap ne kadar bakirse de,
Oku beni!
Dokun bana!
Dokundukça anlam bulur sayfalar...
Gerçekten okunmaya değer bir şiir.
Bu vesileyle günün şairesi Özlem Saba Hanımı içtenlikle kutluyorum.
‘Seçici Kurul’ zaman zaman böylesi güzel eserleri güne getiriyor. Onlara da teşekkür ediyorum.
*
Bir şiiri okuduğumda şiirin beni, hem etkilemesini, hem düşündürmesini isterim.
Bu şiir de böylesi farklı ve özel şiirlerden biri gibi geldi bana.
Güzel ifade etmişler duygularını, arzularını ve dahi düşündüklerini…
Kendi pencerelerinden hayata nasıl baktıklarını da görmek, anlamak ve çözmek mümkün.
Tabi, bu arada şairin kim olduğu hakkında kısa bilgi sahibi olursak onun ruh halini, dünyasını, hayata bakışını, felsefesini, psikolojisini çözmemize yardımcı olacağı muhakkak. Hatta yaşadığı yerin özellikleri, çalıştığı yer ve mekân bile bize fazlasıyla ipucu verecektir.
Genç şaire hakkında kısa bir araştırma yapınca, şiirdeki duygu yumağını, ruh halini, hayata bakışını çözmemiz de haliyle kolaylaşıyor.
*
Şairlerin çılgınlığı…
Gerçekçi olmak gerekirse hissetmeyen, hissederek yaşamayan şiir yazarsa, şiirleri de his yoksunu, duygu yoksunu, içtenlik yoksunu olur. Soğuk gelir insanlara. Okuyanı sarıp sarmalamaz.
Bu şiir biraz farklı.
En azından düşündürüyor. İçine girdikçe de insanı sarıyor, gerçekliğini ve içtenliğini hissettiriyor.
.
Gerçekliğini mi ortaya sermeliyim, yoksa göründüğü gibi elbisesiyle mi kalsın, karar veremedim.
Biraz yırtmacından, biraz dekoltesinden, biraz askılı yanından dem mi vursak acaba?..
…
Çılgınlık; hissiyatın, iştiyakın, arzunun, istemenin, elde etmenin doruk noktası.
Belki şairler için böylesi bir duygu abartılı olabilir, ama duygusuz, arzusuz, isteksiz demek da kesinlikle yanlış olur. Gerçekçi olmaz.
Yazdıklarının ağırlığı olmalı yazarın veya şairin. “Çin işi, Japon işi” tarzı açık saçık da olmamalı duygularının, arzularının ifade ediliş şekli.
İşte bu şiir bu yönüyle sardı beni.
Söyleyeceklerini yeterince söylemişler.
.
Öyle ki; genel olarak şairenin yazdıklarına bakılırsa “benci -narsisit, bedbin-bıkkın-pesimist, hodgâm -bencil –egoist vb duyguların tavan yaptığını görebiliriz.
Sanırım “çılgınlık” buna bağlanmış.
.
Hepimiz zaman zaman, bazılarımız çoğu zaman böylesi duyguları yaşarız. Hatta hiç kimseye belli etmeyiz. Saklarız kendimizi ve duygularımızın fütursuzluğunu veya fütursuz duygularımızı.
.
Şaire “ben kendimim” diyorlar.
Şaire diyorlar ki:
“Kendine küskün olanın -
Kime sözü olur ki?
Haklılar da…
…
İnsanız.
İsteriz…
Arzularız…
Bencilleşiriz…
Hırçınlaşırız…
Zirvelere çıkmayı düşleriz…
Belli etsek de, etmesek de…
İnsanız…
…
Gövdeler…
Kendi köküne inat…
Bir damlacık nutfe, bir zerrecik su değil mi insanın kökü, aslı?..
O zaman?..
Tepelere çıkmadan ufuklarda neler olabileceğini hayal edebilir miyiz?
Bulutların üstünde gezinmek için tepelerde, zirvelerde olmak gerekmez mi?..
…
Ve geliyoruz daha da çarpıcı ifadeye.
“İşte bundandır;
Boza boza Erden'ini tüm harflerin,”
Bu ifadedeki anahtarı buldunuz mu?
“Erden”
Sözlük anlamlarına bakılırsa:
“Bakire, insan eli değmemiş; erkek, erkenden”
.
Bilerek büyük harfle başlanıp yazılmış kelime...
Seramik ustasının nakkaşlığı var adeta.
Erden’in bütün harflerini boza boza nice kelimeler doğuruyor şaire. Ve aşkı, sözlerin rahminden çalıyor.
İnsan ve aşk…
Aşk ve insan…
Sımsıcak, nemli, iştiyaklı dilinde yeşertiyor aşkı.
.
Ne güzel ifade etmişler.
El değmemiş bir bedenin hakkı teslim edilmiş olur mu?
“Elma”yı yemeden aşkı tatmak, özü bulmak, aslına rücu etmek, neslini sürdürmek olmazdı...
Nefsine hâkim olmak, nefsini ıslah etmek her kişinin harcı değil.
Herkes kendi payına düşeni de bilmeli, desem…
…
Kitap okunsun diye yazılır.
Alan da, vitrine koymak için değil, okumak için alır.
Aslında beden de kitap gibidir. Mademki “beden dili” diye bir şey var, bu dili bilenler her türlü kitabı rahatlıkla okurlar, diyeceğim de…
İşte tam da bu noktada esrarını koruyor dizeler.
Çılgınlık mı, hafif meşreplik mi?...
…
Okumak için dokunmalı.
Dokundukça sayfalar açılacak.
Okundukça daha çok, daha çok kendine çeker konu…
Benini verdikçe, elini dokundukça içine alır ve anlam kazanır kitap.
“Ve dahi kitap gibi kadın…”
.
Sürç-i lisanımız affola.
…
Hikmet Çiftçi
04 Kasım 2020
TÜM YORUMLAR (7)