Bizim ilk karemiz 100 milyar Kelvin derece sıcaklıktaki foton, elektron, pozitron, nötrino ve karşı nötrinolarla ve karşı fotonla başlatılmıştı. Oysa sayısız parçacık türleri ve akıl almaz sıcaklık ve yoğunluk, bu ilk fotoğraf karemizden önceki; bir saniyenin yüzde birlik kısmının (0,0108lik) dilimi içinde, yani ilk bir saniyenin milyonda 108'lik kısmında hadronik parçacıklar meydana gelmişti.
Bunlar genel sınıf olarak hadronlardır. Leptonlarda ağırca düzensiz yapılardır. Pi mezon, K mezon, hiperonlar, lamda hiperon, sigma hiperon bunlardan bazılarıdır. Bu, bir saniyenin yüz de birlik kısmının; 0,0108'lik, kısmında tüm parçacık etkileşimi nasıldı. Bunu bilemiyoruz.
100 milyar derece Kelvin sıcaklık, hadronların eşik sıcaklıklarının altıdır. Eşik sıcaklık her bir parçacık türü için, kara cisim ışınımından bol miktarda yaratılmasını sağlayacak en düşük sıcaklıktır. Bunun hemen altındaki sıcaklıkta yok oluşlarda, o parçacık bir daha yaratılamaz.
Bu evrede öyle yüksek sıcaklık ve yoğunluk vardı ki, tüm parçacıklar büyük sayılar halinde bulunur ve ısıl dengede sürekli etkileşir halde idiler. Bu ilk fotoğraf karemizin öncesi durumda karşımıza çıkacak ilk güçlük; güçlü etkileşimdir. Güçlü etkileşim çok kısa alanda etkilidir. Çekirdekteki proton ve nötronları bir arada tutan güç budur. Bu proton ve nötronun birbirini iten elektriksel gücünden yüz kez daha fazladır.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta