Dışarıda sert ve soğuk bir hava var. Hastanenin koridorlarında ilerlemek, dışarıdaki soğutan da zordu. Polikliniklerde muayene olabilmek için, sıra bekleyenlerin koridorlardaki yoğunlulukları yetmez gibi, yatan hastaları ziyarete gelen ziyaretçilerinde sigaranın ‘kapalı mekânlarda içilmesinin yasak olmadığı yıllar’ fosur, fosur içildiği bu koridorlarda ziyaret saatine kadar(geçişe daha uygun ve bekleme salonlarının olmasına rağmen) neden burada bekletildiklerini anlamak mümkün değildi. Göz muayenesi için, Anam nihayet doktor odasına alınmıştı. Gerekebilir diye yanında bende muayene odasına girmiştim. Yaşlıca, zayıf yanında kimsesi olmayan bir amcanın muayenesini yapmakla meşguldü Doktor Hanım. Koridordan gelen ses uğultusunun yanı sıra aydınlatmak için kullanılan uzun floransan lambaların sürekli cızırdaması ve pat, pat söner gibi asap bozucu halde çalışmasının yanında yorgun görünen ve sanırım birazda o amcanın biçareliğine üzülen Doktor Hanım; çubukla duvarda panodaki harfleri göstererek okuması için yukardan aşağıya doğru harfleri sordu. Hangi harfi gösterdiyse; yazılı olandan başka, başka şeyler söyledi amca. Doktor Hanım, çubuk tutmayan diğer boş ellinin tersini alnına koyup, duvara yorgun bir şekilde yaslandı. Amcaya dönerek:
“Amca sen bu harfleri okuyabiliyor musun? ”diye sordu.
Amca, biraz durup, düşünür gibi yaptıktan sonra;
“Harfleri bi tanısam okurdum da, harfleri taniyamiram ki.”Dedi.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




TEBRİK EDERİM GÜZEL BİR PAYLAŞIMDI DEVAMINI DİLERİM ELİNE SAGLIK
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta