BGG 020 Ailece gönül borcu duyuyorduk Sa ...

Fevzi Günenç
551

ŞİİR


3

TAKİPÇİ

BGG 020 Ailece gönül borcu duyuyorduk Sabri ve Zeynel Dinler amcalara (Benim Güzel Gazianteplilerim)

Sabri ve Zeynel Dinler Amcaları tanıdığımda kaç yaşındaydım? On iki yaşından küçük değildim sanırım. Çocuktum ebette. Ama çocuk kalbim, daha o zamandan sezinleyebiliyordu onların ne kadar iyiliksever, ne kadar önemli insanlar olduklarını..
Nasıl da uyumlu çalışırdı iki kardeş. Sanki ağabey Zeynel Dinler, müessesenin Cumhurbaşkanıydı. Sabri Dinler ise Başbakanı…
Başbakan, yasaları hazırlar, uygulama için cumhurbaşkanı ağabeyden onay isterdi. O da hiçbir istemi geri çevirmez, onaylardı. Çünkü Sabri Dinler’in hiç bir önerisi onaylanmayacak gibi bir şey olmazdı.
Uzun yıllar süren aile ve iş ortaklıkları boyunca ikisinin de bir diğerinin kalbini kırmış olduğuna asla ihtimal vermiyorum. Büyüktür, küçüktür demeksizin, birbirlerine karşı son derece saygılıydılar...
Terzilik yaparlarmış ilk yıllarda. Sonraları işi geliştirip Tüccar terziliğe başlamışlar. Tüccar terzilik, dikilecek elbiselerin kumaşını da satan yer oluyor. Hem mağaza hem dikimevi…
Aile dostuyduk onlarla. Zaman zaman bizi evlerine yemeğe alırlardı. Gaziler Caddesinde, Avrat Pazarına açılan ara sokakta bir yerdeydi evleri. Dükkânlarına çok yakındı.
Dinlerler’e yemeğe çağrılı olduğumuz bir gündü. Sofra kurulmuş, herkes Sabri amcanın gelmesini bekliyordu.
Anne Dinler:
“Biriniz gidin de babanızı çağırın, dükkânı kapatıp gelsin artık...” demişti. Kimsenin yerinden kıpırdamadığını görünce, sevinçle öne atılmıştım.
“Ben çağırırım...”
Yanıt beklemeden koşarak dükkânlarına gitmiştim.
“Sabri Amca artık dükkanı kapatıp gelmeliymiş...” deyiverdim yanına varınca bir solukta.
“Olur Feyzi ağa...” dedi gülümseyerek. Hep “Feyzi Ağa” derdi bana. Hep gülerdi böyle. O gülücüğünün yerini bir gün olsun somurtkanlığın aldığını görmemiştim.
“Olur” demişti ama dükkânı kapatmak gibi bir davranışta bulunmamıştı. Birini bekliyordu sanki. Sonunda geldi o beklenen. Bir dilenciydi bu.
“Allah rızası için bir sadaka ver ağam... Sabahtan beri açım. Bir ekmek alacağım. Bir ekmek parası...”
Ona da gülümsedi Sabri Amca. Kalleden kağıt bir para çıkartıp uzattı.
“Al dayı...” dedi. “Kuru ekmek yeme, iyi bir patlıcan kebabı ziyafeti çek akşam akşam kendine...”
Adam bin bir dua ederek parayı alıp uzaklaştı. Nedense gözüm ardı sıra gitti onun. Dilenci bu kez sokaktan geçen birisini çevirmiş, ondan yardım istiyordu. Hemen aktardım gördüğümü.
“Bak Sabri Amca, adam başka birinden de para istiyor. Derdi ekmek almak değilmiş demek...”
Gülümseyişi yitmedi yüzünden Sabri amcanın.
“Biliyorum Feyzi Ağa...” dedi.
“Yalancı bir dilenciye niye para veriyorsun ki? ..”
“Kimse kimsenin kısmetini kesemez. Şimdi yardım et de dükkanı kapayalım.”
Darabayı çekmek onun işiydi. Bana sadece asma anahtarı elimde bekletip sonunda ona uzatmak olacaktı.
Sabri Amcanın dükkana gelen hiç bir dilenciyi geri çevirmediğini öğrenecektim zamanla. O kadarla kalsa iyi.
“Bir de dilenmez dilenciler var. Asıl onlara yardım etmeliyiz...” diyerek Zeynel Amcanın büyük oğlu olan yeğeni Taha’yla kendisinin büyük oğlu Yaşar’la bildiği “dilenmez dilenciler”e yiyecek içecekler ve çoğunlukla da para gönderirdi.
Bana o günkü yanıtını hiç unutamadım. Yaşamda kılavuzum oldu bu sözler. “İnsan malının kırkta birini muhtaçlara dağıtmalı. Şükür kazanıyoruz. Öbür dünyaya götürecek halimiz yok... Varsın birkaç kuruş da onlar sebeplensinler. ‘Rabbena, hep bana! ’ olmaz. Kazanıyorsak onların hayır duaları yüzü suyuna kazanıyoruz… Malının mülkünün sadakasını vermelisin ki, kazancın çoluk çocuğuna hayır getirsin.”
Böyle düşünen bir insanın başarılı olmaması olanaksızdı. Başarılı oldu o da. Bu kentin markalaşmasında ilk adımı dikiş makinesi fabrikasıyla Zeynel ve Sabri Dinler attı ama devletin ödülü onları batırmak oldu. Demek ki doğrulun, hayır duanın da kesmediği bir şeyler, bir yerler vardı.
Her şeye karşın, o helal kazançla oğullar kızlar büyüttü, okuttu Dinler kardeşler.
Zeynel amcanın üç oğlu, bir kızı oldu. Büyük oğlu Taha ile dostluğumuz ben Gaziantep’ten ayrılıncaya dek sürmüştü.
Gaziler Caddesi’nde Eski Sümerbank Mağazasının altında kuyumcu dükkânı vardı Taha’nın. Canım Zeliş’im anneme özel, ilginç bir alış veriş biçimi uygulardı.
Annem ondan bir bilezik alır, bunun bedelini haftadan hataya taksitle öderdi. Bileziğin borcu daha yeni bitecektir ki, oğullardan birinin eli daralır ve annem bileziği ona verirdi. Satsın da sıkıntısını gidersin diye.
Eski bilezik elden çıkınca yenisi alınır ve bu kez de bunun taksitleri ödenmeye başlardı… Canım Taha’m, o şimdi bir emekli.
Zeynel amcanın ikinci çocuğu Müzeyyen. Mütercim Asım Caddesindeki Güneş Mağazasının sahibi Mehmet Taşkın’la evlenmişti.
Üçüncü evlat Ahmet, SSK’da Kulak Burun, Boğaz Mütehassısı olarak görevini sürdürüyor.
Son çocuğu Zeynel babasının adını almış. O da Bursa İletişim Fakültesinde profesör olarak çalışan bir Bölüm Başkanı.
Gelelim Sabri amcanın çocuklarına. Onun büyük oğlu Yaşar Dinler büyüyecek, Eczacılık okuyacak, burayı bitirerek İstanbul Şişli Etfal Hastanesi’nin karşısında Dinler Eczanesini açacaktı.
İstanbul’da yaşadığım uzu yıllar boyunca az geçmedim oradan. Her geçişimde uzun uzun bakıp durdum eczanenin tabelasına. Dinler Eczanesi...
“Keşke bu eczane bizim dinlerlerden birinin olsa...” diye geçirdim içimden hep.
Yüreklilik gösterip de içeriye girip soramadım. Keşke soraymışım. Karşıma o renkli gözleri, tıpkı babasınınkine benzeyen sevecen gülüşüyle Yaşar Dinler çıkacakmış meğer.
İkinci oğul Cahit Dinler, iki binli yıllarda Gaziantep’in en şık hastanesi Konukoğlu’nun en başarılı uzman doktorlarından birisi olacaktı yine yıllar sonra. Şöhreti kentte o kadar yayılacaktı ki, onun bıçağının altına yatmak isteyecekti ameliyat bekleyen Gaziantepli hastaların çoğu.
Üçüncü oğul Mehmet, babası gibi işleyen demir ışıldar” ilkesinden şaşmamış. Hala serbest ticaret yapmakta, çalışmakta.
Dördüncü oğul Fatih, Sanko’dan emekliye ayrılmış.
Beşince oğul Ömer de ticaret yapmayı sürdürüyor.
Sabri amcanın beş oğul büyütmesine karşın
Hey gidi günler hey, zaman ne çabuk geçiyor…
Evlerinin bulunduğu çıkmaz sokakta, küçük bahçelerinde, kapılarının önünde birlikte oyunlar oynadığımızı anımsayabiliyor mu acaba Sabri ve Zeynel Dinler amcanın çocukları? Dünün küçük çocuğu, bugünün eczacısı Yaşar ile ünlü cerrahı Cahit Dinler ve beni anımsayabilir mi dersiniz? ..
Anımsıyorlarmış... Yaşar Gaziantep’e son gelişinde aradı beni. Zafer’de buluştuk. Bir saatliğine bile olsa birlikte olmanın tadını çıkarttık. Eski günleri andık.
Cahit’le telefonla görüşebildik. Ona güçlükle ulaşabildikten sora şunu anladım: Doktorluk dünyanın en zor mesleği. Zamanının hiç bir dakikası senin değil. Eşinin, çocuklarının da değil. Bütün zamanların hastalarına ait...
İki taş arasında neler konuşmadık ki… O, “Varsın hastalar benim zamanımı çalsın ama ben onlarınkini çalmayayım” diye özen göstererek...
Sabri Amca sadece yoksullara yardım etmekle kalmazdı. O eşine dostuna, akrabalarına, arkadaşlarına da yardımcı olmaktan büyük keyif duyardı.
İyilik yaptığı insanlardan biri de Babam Necip Bahri’ydi. Sabri Dinler Amcanın bulaştırdığı Babamın radyoculuğunu “Suburcu” anılarımda anlatmıştım. 'Tekrarında fayda var' derler...
O yıl babam Gazete işini de kitap işini de tümden bıraktı. Gazeteler Genel Bayiliğini 1957 Siyasi Olaylarından dolayı Yozgat’ta hapisteyken Karagöz Caddesi’nde dükkânları olan Akıncı Kardeşlere devretmişti. Suburcu’daki o dükkânımızda bu kez radyoculuğa başladık.
Sabri ve Zeynel Dinler isimli iki kardeş ticaret adamı arkadaşı vardı babamın. Ailece görüştüğümüz bu iki güzel insan, babamın işlerinin yoluna girmesi için her dönemimizde çok çaba göstermişlerdir.
Son kez babam için son derece yayarı olacak bir öneriyle geldiler.
“Telefunken Radyoları”nın Gaziantep bayiliğini almışlardı. Babam da Suburcu’ndaki dükkânında kendilerinin şubeleri olarak satış yapabilir, çok para kazanabilirdi.
Bu iş kafasına yattı babamın. Dükkândaki her şey başka meslekdaşlara yok fiyatına, vâdelerle devredildi. Bunun ardından kocaman bir vitrin yaptırıldı dükkânımıza. Radyolar yan yana ard arda, üst üste dizildi...
'Telefunken'lerden birini de eve getirmişti babam. Ama ne radyoydu! .. Her odaya kurulan birer hoparlörü vardı. Her odaya radyodan seslenilebiliyor, yanıt alınabiliyordu.
Evimize harikulade bir oyuncak gelmişti! Büyüklü küçüklü hepimiz, bayıla bayıla oynuyorduk bu oyuncakla. “Alo, mutfak! Orada mısın hanım! ”
“He, mutfaktayım Necip, ne var? ”
“Alo, ne pişiriyorsun? ”
Güler annem.
“Alo, demeden konuşamaz mısın? Sofraya gelince görürsün! ”
“Alo demezsen dahili hoparlörle konuştuğumuz neye yarar? Sen de alo demelisin cevap vermeden önce.
“Amaaan, ben alo malo diyemem.”
Bu kez beni arar babam.
“Alo, Fevzi neredesin? ”
“Alo, odamdayım baba. Kitap okuyorum. Alo? ..”
“Alo, tamam. Odanda olduğunu biliyoruz canım! Öyle olmasaydı hoparlörle oradan arar mıydım seni! Kardeşin nerede?
“Hangisi baba? ”
“Yalçın canım! ”
“Tuvalette baba.”
“Alo tuvalet! ”
“Amaaan baba alo! .. Burada da mı! ..”
Özgen, Gönül, Sabri her biri bir odadan sesleneceklerdir.
“Alo, bizi de ara baba, bizi de ara! .. Alo alo alo…”
Son numara kardeşimiz Yıldız daha çok küçüktür ve o sadece ağlayabilir. Ve onun da sesini duyar babam.
“Ingaaa! ..”
Şakacıdır babam. Bizi güldürmenin bir yolunu bulur muhakkak.
“Şuna bir ‘alo ıngaaa! ’ demeyi öğretemediniz… Alo, Zeliha, duymuyor musun karıcığım, bebek ağlıyor! ”
“Sen karışma! Kızlar bakar ona.
“Kızlar ne anlarmış çocuk bakmaktan. Daha kaç yaşındalar. Sen baksana…”
“Kaç elim var benim, hangisine bakayım.”
Radyoculuğumuz bir kaç yıl sürdü. Sabri Dinler amcanın ve ağabeyi Zeynel Amcanın sayesinde o dönem oldukça rahat etmiştik.
Evimize gönderdikleri bu güzel oyuncak için büyüklü küçüklü hepimiz de çok derin gönül borcu duyuyorduk Sabri ve Zeynel Amca’ya.
Şimdi yok ikisi de. Toprakları bol ola.

Fevzi Günenç
Kayıt Tarihi : 27.6.2009 00:22:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Fevzi Günenç