'“Beyin Yıkamak” Yazım Şiiri - Ahmet Bektaş

Ahmet Bektaş
829

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

'“Beyin Yıkamak” Yazım

Beyin Yıkamak

Sık tekrar en önemli metot! Bir konuyu ya da şiiri sık sık tekrar ederek ezberlemek aslında beyni yıkamaktır! Yani beyin yıkamak öğrenmenin en önemli aracı!

Bir şeyin akılda kalması için insana etki eden algıda seçicilik ve algılanması istenen şeyin sık tekrarı! İnsan zihni bir konuda meraklı ise ilgili bilgiler tek seferde hafızaya girebilir! İlgisini çekmeyen konular ise sık tekrar ile zorla hafızaya alınır! Okullardaki ezbercilik gibi! Bir öğrenci konulara ilgili ise tek seferde öğrenir, sık tekrar etmesine gerek kalmaz! İlgisiz olanlar ise ezbercidir ve hafızaya sık tekrar ile sokulan bilgiler uzun vadede unutulabilir!

İnsanlara sık tekrar ettirilen neler var? Bunlara dikkat edelim. Bu sık tekrar ile amaçlanan her ne ise ona da dikkat edelim!

Öğrenme, ya o konuya ilginin açık olmasıyla ya da sık tekrar ile oluyor!

Bir konuya ilginin açık olması nasıl sağlanır?
İnsanlar genlerle bir ilgi alanını zaten miras alırlar! Bu miras aldıkları ilgi alanlarını da bebeklikten verilmeye başlayan öğretilerle pekiştirirler! Soydan gelen bir ilgi alanı zaten vardır, bunu çevresel faktörlerle destekleyince hazır bir kalıba uygun bireyler oluşur! Bu bireyde, sık tekrara gerek kalmaksızın önceden alınan etkinin tesiriyle zaten bir meyil oluşmuştur! Bu meyil üzerine alınan çevresel öğretiler bina edilir! Yani aslında kısmen yıkanmış bir beyin ile gelir insanlar Dünya’ya! Sonrası da sık tekrar ile geliştirilir! Yaşlıların bebeklerin beynini nasıl iyi niyetle yıkadıklarını gözlemleyebilirsiniz! Bebekleri, çocukları kendi kabulleri doğrultusunda yönlendirmek isteyişleri onlara sık tekrar ile etki etmeye çalışmaları; hatta ödül ve ceza sistemini de kullanarak tamamen kontrol etmeye çalışmaları, aslında çocukların beyinlerini bilinçsizce yıkama amaçlıdır! Kendileri gençliklerinde yapmadıkları heveste kalan şeyleri bile onlara hedef olarak sunmak isterler, giderayak!

İnsanlara sık tekrar ettirilmek istenen şeylerin arka planlarında neler vardır!
İlk akla gelen insanların idareye veya kutsal değerlere kişilere itaatinin sağlanmasıdır! Tüm kurgu ve öğreti bunun üzerine bina edilir! Bu itaati sağlamanın da iki ana başlığı vardır; korku ve ödül! Yani Cennet ve Cehennem, sembolik olarak her alanda çeşitli şekillerde görünür! Öğretiye uygun davranışların, ödüllendirilmesi veya gelecekte ödüllendirileceğine dair bir beklentinin verilmesi! Bu ideolojilerde çok katı bir şekilde yansır! Öğretiye uygun olmayan davranışın da cezalandırılması veya gelecekte cezalandırılacağına dair bir beklentinin yaratılması! Böylece itaat sağlanır veya sağlanmak istenir! Korku ve ödül, işe yaramaz ise zorlama devreye girer! Bu öğretilerin hangi maksatlarla yapıldığının da önemi hakikatte yoktur! Genelde iyi niyetle yapılır! Beyin yıkamanın iyi niyetle olması da insan onuruna uygun olmaz! Sınırlanan ve beyni yıkanan insanın Allah’ın sınırsız esmasını açığa çıkarması mümkün değildir! Sınırlanan insan, ancak sınırlı esmaya ayna olabilir! Zaten sınırlı olan insanlar, diğerlerini de sınırlamaya çalışır ki herkes kendi gibi olsun onların da içi rahat etsin; huzur bulsun, kendince!

İnsanların atalarından genlerle devir aldığı kısmen yıkanmış beyinlerinin, sık tekrarla tamamen yıkanmasının sakıncaları nelerdir!
Öncelikle kısmen yıkanmış beyinlerin, bu eski, köhne, atık bilgileri revize etmesi gerekir! Yani resetlemesi gerekir! Bu resetlemeyi de tamamen silmek olarak düşünmemeli; bireye uygun olanlar kalacak, akla uymayanlar da silinecek! Bunu yapmak kolay değil ama insan bu Dünya’ya kendinden öncekileri tekrar etmek için gelmedi! İnsan, bizzat kendini yaşamak için geldi elbet! Kendinden öncekilerin vaatleri, korkuları, vaazlarını, inançlarını yaşayacak ise bu bir tekrar olur! Zaten vaat savaşlarında ve ideolojik öğretilerin sebep olduğu kavgalarda veya ırksal taassup yüzünden insanların birbirlerini telef etmesi bu nedenle! Atalarının vaaz edilmiş hevesleri, ideolojileri ve vaat edilmiş toprakları için savaşan bir yeni nesil düşünün, asla parlak bir gelecek kuramazlar! Önce atalarının vaatlerinden ve vaazlarından, ideolojilerinden, hedeflerinden kurtulmaları gerekecek! Vaat edilmiş topraklar için kan döken insanlar, vaat edilmiş toprakları fethetmek için savaşmayı kutsal görev sayan insanlar; vaaz edilmiş gayeleri gerçekleştirmek için kan dökmeyi kutsayan bir nesil, geçmişin tesirinden kurtulup geleceği kuramaz!

Son tahlilde; insan, Dünya’ya geliş gayesini tekrar düşünmeli! Dünya’ya geliş gayesinin atalarının mirası olan vaatler, vaazlar, hedefler olduğuna inanan kesimin birbirleriyle savaşması kaçınılmaz olacaktır! Dünya’ya geliş gayesini, atalarının bıraktığı miras bilgileri geliştirip daha da ileri, kaliteli bir hayatı yaşamak olarak bilinç edinenler ise gereksiz kavgaları terk eder! Atalarının hatalarını tekrarlamaya gerek görmezler! Yeni nesli Altınçağ’a taşırlar! Zaten kısmen yıkanmış beyinlerini, sık tekrar edilen ideolojik, dinsel ve ırksal öğretilere kapılıp hepten kaybetmezler! İnşallah! İnsanlar inandıkları şeylerle kendilerini sınırlayıp bu kurallarla hayatını zehir edebilir. İlkel bir kabilede kabile büyücüsünün, (Günümüzde büyücülerin yerini profesyonel yalancılar aldı) saçma sapan öğretilerinin ardında telef olan insanlar asla gelişemez! Bu tekamül seyrinde bilinç açılması için inançların kökten elden geçirilmesi gerekecek!

Selametle,
Ahmet Bektaş

Yorumlara verdiğim Cevaplar:
Ödül ve ceza, her zaman iş görmüş. Bu sağlam toplumlarda da baskıcı rejimlerde de işe yarar! Hatta eğitim sürecinde, ödül ve ceza uygulanır. Bilim adamı fareyi eğitirken peynir kullanır, aynı mantıkla fare kapanına da peynir konur! Fareye karşı kedi beslemek korku salmak, kapana yem koymak ise ödül ile kandırmak gibi. İnsanlar bu basit ödül-ceza ilişkisini aşabilir ise gelişecek, hayvansal basit düzeyi aşacak. İnşallah.

"Ben" konusu, çok önemli! İnsan "İlim kendin bilmek" noktasında beni bulabilir ise sorun olmayacak ama insanlar "Ben" i bulamıyor benliklerini "İlah" kapsamında köreltiyor yani "Ben" arayışında "İlah" ile karşılaşıyor ve orada “Ben", “İlah” oluveriyor! "La ilahe illallah" (İlah değil Allah) konusu, bu nedenle çok önemli. “Ben”,” İlah” değil; Ben, Allah'tan verilen, kıyas için verilen his! Bu his ile Allah bilinecek ama bu his ilahlaşınca işler karışıyor! Burada dikkat çekmek istediğim şu; kişi, "Ben" i bulsa ilah aşamasını aşar ise zaten O'nu da bulacak kendinde! "La ilahe illallah" (İlah değil Allah) hakikati bu işte. " Bir ben var benden içeri" Tek ben var! Yani insan kendini bulsa O’nu bulur! Şirkten de sıyrılır. İnsanın Allah'ı bulmasında tek aracı "Ben"! Ben olmasa, insan Allah'ı bulamaz. Bu nedenle insanların benliklerini silmeye çalışırlar şeytaniler! İnsanları alçaltmak isterler ki Allah'ı bulamasın da "İlah" kavramında takılı kalsın isterler!

"Ben" konusunda bir kaç yazım var. Yunus der hani; “İlim kendin bilmektir"! Ben konusu yeterince anlaşılmıyor. Bu konuda 4 unsur (Beden, ruh, ben, zat) ile beni tarif etmek isterim.
Beden:
İnsan donanımı. Bilgisayarın kasası gibi ve ekran hoparlör gibi; göz kulak!
Ruh:
Yazılım "İnsan" adlı yazılım, buna "Adem" denir; cinsiyetsiz bir yazılım. Tüm Ademoğullarında tek yazılım var yani evrende tek ruh var tüm insanlarda aynı yazılım var! Bu yazılımın donanım ve tercih yetersizliğinden işletilememesi gözlenir yani her insanda aynı işlemez!
Ben:
Benlik Allah’tan insana "Vahidi kıyas” etmek için üflenmiş bir duygu, araç; tercih edici ve irade kullanan bir araç. Yani O'ndan üflenen bir nevi O. "Ene-l Hak" gibi. Evrende her şey zıddıyla bu boyutta algılanabildiği için Allah'ın da zıddı olmadığı için insana "Benlik” verilmiş ki onunla Vahidi kıyas etsin. Allah’ı bilsin, irade etsin. Esmayı "Ben" ile yansıtsın. Bu benliği Firavun gibi düşüneneler, kendilerini "Rab" sanmışlar; Hallaç gibi olanlar da kendilerinde Rab görmüşler; ikisi çok farklı. "Ben, Rab’ım" demekle "Rab, benim" demek aynı değil. Özneye dikkat! “Ben Rab’ım” diyen kendini tarif eder, bunda sorun olmaz! “Rab, benim” diyen ise Rab’ı kendi ile tarif eder ki bu sorunlu bir ifade olur. Yani “Kel Hasan” ifadesi ile “Hasan, kel” aynı ifade değil! İlkinde “Kel” özne Hasan ile tarif ediliyor kellik, ikinci ifadede “Hasan” özne, Hasan tarif edilir kel olmasıyla! Diğer yazılarımda da sıkça bahsettiğim, "La ilahe illallah" konusu da buna benzer. "La" değil manasında matematikteki değil ifadesine benzer "La ilahe illallah" (İlah değil Allah) Yani “İlah” kavramı tamamen atılacak! Allah bilinmek isteniyor ise “İlah” kavramına her ne yüklenmiş işe atılacak çünkü Allah’ın eşi benzeri yok! Sadece “Ben” duygusu ile bilinebilir, o dahi kıyas ile olur!

Zat:
Zat, ruh değil, beden değil, ben değil; zat nedir? Zat, ruh ve bedeni kullanan “Ben” in üretimleridir; yaşamsal verilerin tamamı zat kapsamında. Bu zatı “İsrafil”, “Sur” üfleyerek topluyor-toplayacak evrenden. Çünkü insanın tüm yaşamsal verileri evrene “Data” bilgi olarak dağılıyor. Levh-i mahfuzda kayıtlı…

Son tahlilde; insan, ruh yazılımını beden donanımında "Ben” ile kullanarak yani benliğin tasarrufuyla zatını açığa çıkarıyor. Bu zat tırnak içinde "Ahmet" i veya "Nazan" ı oluşturuyor. Bu anlamda kullanılan beden, sadece araç; ruh da aynı yazılım o dahi araç. Kullanıcı kim? O da benlik. Sonuçta oluşan da kişinin zatı oluyor. Cennet ve Cehenneme muhatap olan da tam bu “Zat” verileridir.

Ahmet Bektaş
Kayıt Tarihi : 29.7.2014 14:17:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Son tahlilde; insan, Dünya’ya geliş gayesini tekrar düşünmeli! Dünya’ya geliş gayesinin atalarının mirası olan vaatler, vaazlar, hedefler olduğuna inanan kesimin birbirleriyle savaşması kaçınılmaz olacaktır! Dünya’ya geliş gayesini, atalarının bıraktığı miras bilgileri geliştirip daha da ileri, kaliteli bir hayatı yaşamak olarak bilinç edinenler ise gereksiz kavgaları terk eder! Atalarının hatalarını tekrarlamaya gerek görmezler! Yeni nesli Altınçağ’a taşırlar! Zaten kısmen yıkanmış beyinlerini, sık tekrar edilen ideolojik, dinsel ve ırksal öğretilere kapılıp hepten kaybetmezler! İnşallah!

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Ahmet Bektaş