Bugün gökyüzü, Gazze’nin üzerine yırtık bir yelken gibi çöktü,
Güneş, utancından erkenden karanlığın koynuna büküldü.
Bakın şu beyaz örtülere; onlar sadece bezden birer kefen değil,
Her biri yarım kalmış birer masal, dondurulmuş birer istikbal.
Çiçekli pazenlerin altından sarkan, o minik ve soğuk eller;
Henüz oyuncağına doymamış, parmaklarında barut izi güller...
Naylonlara kazınmış isimler, sanki tarihe atılan birer çığlık,
Dünya ne kadar genişse, bugün buralarda yaşamak o kadar daracık.
Sıra sıra dizilmiş bu sessizlik, kainatın en gürültülü isyanıdır,
Anaların kurumuş pınarlarından akan, sütün değil, kanın feryadıdır.
Zeytin ağaçları yas tutuyor, toprak utanıyor bu taze yükten,
Bir çocuk, cenneti seyrediyor şimdi, o bembeyaz ve kederli gömlekten.
Ey mühürlenmiş kalplerin şehri, ey sabrın son kalesi!
Sizin bu vakur uykunuz, zalimin tahtını sarsacak tek sesin yankısıdır.
Kefenlerinizden sızan nur, karanlık geceleri elbet boğacak,
Zira her mazlumun kanından, bir gün elbet hürriyet doğacak.
Kayıt Tarihi : 13.1.2026 14:23:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!