duvarlarımız yıkıldı
tunçtan çanını giyinmiş
zangoç yoktu
süslü çantalarda unutulmuş
saki kadınlardık hepimiz
yalnızlığım
dediklerini ve dudaklarını al, git
yalan nedir bilmeyen tarla faresinin yanına
kurşunlanmış bir kafanın kan kardeşi gibi
hatırla arsız bir pıhtı olarak durduğun
karanlık ve sıcak günleri
zifiri bir düşte dönüp durdum
uykusuzluğumla el ele
zamansızlığına sığındım dudaklarımdan öptüğünü görerek
ve sildim üzerime sinmiş kokusunu gecenin
sana bakireyim
gülüşüyoruz karşılıklı
incecik birer çizgi oluyor gözlerimiz
orada yuvalanıyor mermer kuşlardan artan sözcükler
yalnızlığımızın ayak ucunda duruyor tarih
geleceğin ellerinden içiyor zehrini
damarlarını gördüm senin
alnımın yanı başında senin
akan, sessiz, derin kanımızın uğultusunu
orada bildim
kendini bilmenin bir taşı avuçlarında tutmak
kayaların üstünde kavını bırakmak olduğunu
karşınızda oturmuş kendimi kopyalıyordum
karbon kâğıdı yoktu aramızda yaş farkı da
şaka değil kopyalıyordum işte, elimde keskin makas
el ele tutuşup sokaklara bakmışlığımız vardı
beyaz gecenin içinde tahta masaya oturmuşluğumuz
dalgalar, kalın sesli şarkıcı kadın vesaire




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!