MESNEVÎ’DE KÖR NURUN ARAYIŞI
Ru’yet açtı kapısını: “Ey yolcu, gözünle yetinme, Nazarını derine sal; gönül gözüne geç, eğrilme.”
Göz gördüğünü sanır; hakikatse içte saklı,
Dış kabuk ten gibidir; öz cevherdir asıl aklı.
Basîret bir kandil idi, kalbime ansızın doğdu,
Şu‘ur rüzgâr olup esti; ruhun penceresi doldu.
Sevgi bir sır atı, yüreğimde kişneyip durdu,
İdrak giydi dizginini; beni hakikate yordu.
Kulluk dedi: “Gören sensin; fakat benlikle göremezsin, Benliğin gölgesini kes; kula dönüşmeden eremezsin.”
Hevâ bir serap gibi çölden çöl’e sürüklerdi,
Aşk bir şimşek olup çakar; ruh ateşini diriltirdi.
Hübb açınca kapılarını, heves utandı kendinden,
Vefâ geldi arkasından; Îman erdirdi ben’ den.
Dirâyet aklın çırası; rivâyet geçmiş nefesi,
Hidâyet semâdan iner; gönlün hakka yön nefesi.
Firâset bakışın kılıcı; ince, keskin ve sessiz,
Kırâat çözer düğümleri; İbâdet kılar nefsi iz.
Dikkat gözün inceliği; rikkat gönlün şiir sesi,
İdrak köprü olurken; muhabbet açar hepimizi.
Şu‘ur sabah ezanıdır; iç âlemi uyandırır,
İtaat son inceliktir; benlik bağını yandırır.
Tezekkür geçmiş aynası; ders taşır her çizgiden, Tedebbür yarına bakar; kalp yürür ağır izden.
Teakkul sebep bilmektir; kader ilmidir her hâli, Tefekküh tartar vicdanı; hak ile kulun misâli.
Tefekkür gök kubbedir; delil yıldızlar misali,
Teemmül ümittir onda; dua olur her visâli.
Geceler indi üstüme; kendi içimde kayboldum,
HER kavram bir kapıydı; kırk kapıdan kırk kez doldum.
Nazar ettim varlığa; “Hiçbir şey boş değil,” dedi,
Her ses hakikate koşar; kul duysa yeter, dedi.
Ru’yetle baktım güle; gül “Ben dikenimle güzelim,” dedi, “Acı ile hoşluk kardeştir, sabret; sırda gülerim,” dedi.
Basîretle baktım güle; gül oldu levh-i mahfûz,
Şu‘ur dedi: “Okuyan sensin; gül sana aynadır, doğrusu.”
Sevgi içimde kor oldu; külünden doğdu her söz,
İdrak dedi: “Söz sen değilsin; sözde saklı olan öz.”
Hevâ terk edince beni; gönlüm hafifledi kuş gibi,
Aşk geldi rüzgâr olup; savurdu içimdeki kiri.
Hübb ile açıldım ben; her nefes bir bahar oldu,
Vefâ ise kış gecesi; îmanla ısındı, doldu.
Dirâyet aklı aydınlatır; rivâyet kalbi süsler,
Hidâyet bir su gibi akar; gönül çöle dönmez eğer.
Firâset dedi: “Bakışın doğruysa kalbin açıktır,”
Kırâat dedi: “Oku ki, okuyan kul mahcup değildir.”
İbâdet el kaldırmak değil; gönlü eğmektir Hakk’a,
Sır odur ki eğilen gönül; bir daha dönmez nâk’a.
Dikkat nazarın nefesi; rikkat gönül ağıdır,
İdrak deniz olurken muhabbet yelken bağırır.
Şu‘ur ince bir sızı; kul'a rahmetten bir iz,
İtaat o izde yürümek; benliği aşmak hepiniz.
Tezekkür “Ne idim?” der; tedebbür “Ne olurum?” diye, Teakkul “Niçin?” sorar; tefekküh “Doğru mu?” diye.
Tefekkür gökleri deler; teemmül kalbi açar,
Hakk’ın nazarı bir kez düşünce; kul kendine ulaşır.
Gece çöktü içime; ne kandil, ne yol bilirdim,
Kelimeler rehber oldu; kavramlarda ben erirdim.
İçimde bir ses yükseldi; hem ince hem de keskin:
“Ey kul, aradığın şey sensin; sensin kendine sesin.”
“Sabreden görür,” dedi ses, “Gören de hisseder elbet, Hisseden secdeye varır; secde eden bulur nihayet.”
“Bulan susar, susan durur; durağanlıkta sır vardır, Kurtulan mutlu olur; mutluluğun özü dar’dır.”
Anladım ki dünya süslü; ama insan onun kınası,
İnsanın ilmi ışık; amelse kalbin çırası.
İlmin süsü ameldir; amel ihlâs ile pâk,
İhlâs ise bir nurdur; geceyi gündüze yak.
Ru’yet kapıyı açtı yine; bu kez içime doğru,
Nazar etti kalbime; “Bak, Hakk sende,” dedi yoku.
Basîret dedi: “Görmek, varlığı aşmaktır artık,”
Şu‘ur dedi: “Duyan sensin; kalbinde saklı her yazlık.”
Sevgi bir deniz oldu; içime taşar taşardı,
İdrak ise balık gibi; her sırda yüzüp aşardı.
Hevâ geldi yokluğa; Aşk tuttu beni elimden,
Hübb kanat oldu ruhuma; uçurur beni kendimden.
Vefâ bir kaya misâli; sarsılmaz durur yerde,
Îman ateşle su gibidir; diriltir kalbi derde.
Dirâyet aklın kalesi; rivâyet tarihin izi,
Hidâyet gökten bir nur; kalbe düşer hafif sızı.
Firâset dedi: “Yanlışı gör; doğruyu kokla önce,”
Kırâat dedi: “Her okuma; seni başka bir söze.”
İbâdet dedi: “Secde et; secde eden yükselir,”
Dikkat dedi: “Her nazar; gizli bir kapı açılır.”
Rikkat gönlün gözyaşı; incelikten ibaret,
İdrak kalbin aklıdır; muhabbet gönlün cennet.
Şu‘ur ruhun aynası;
İtaat ise sır anahtarı.
Tezekkür “Hatırla,” der; Tedebbür “Hata arama.”
Teakkul mantıkla yoğurur; Tefekküh delil arama.
Tefekkür bir nefes olur; çevirir koca dağları,
Teemmül sabırla örer; ümidi her an bağları.
Artık öğrendim: Yol uzun; varan da dönen de kendim,
Her kapı içime açılır; ben içimde felek bendim.
Gören göze ihtiyaç yok; gönül gözü gören gözdür, Kalple bakan her kul bilir: Hakikat kalpte çözgüdür.
Her kelime bir sır oldu; her kavram bir ışık yakar,
İki cihan gönülde doğar; gönül Hakk’la dolup taşar.
Sonunda ses yine dedi: “Ey kul, yol seni çağırır,
Kulluk, bütün benlikle görmektir; kalp o zaman ağlar.”
“Dünyanın süsü insandır; insanın süsü ilim,
İlmin süsü ameldir; amelin süsü de benim.”
Ben kimim diye sordum; içimden bir yankı geldi:
“Sen yoksun; seni var eden, sende varlığını bildi.”
Böylece sustum artık; söz bende değil Hakk’ındı,
Sükût kalbime indi; her şey O’na yaslandı.
Ve anladım: Yol bende biter; benden başlar yine, Çünkü kul, Hakk’ın aynasıdır; bakarsa kendi içine.
HATİME (Sonsöz ve Mühür)
Dünyanın süsü insandır. İnsanın süsü ilim, ilmin süsü amel ve amelin süsü ihlâstır.
Bu beş kapıdan geçip "Sükût Beratı"nı alanlara selâm olsun.
Beş Kapı Bir Anahtar (Külliyat Hülasası)
Bu eser; insanın nefs-i emmâre karanlığından çıkıp, sabır, idrak ve tefekkür basamaklarıyla “Sükût” limanına varışının hikâyesidir.
I. Makam: İbret ve Uyanış Yolculuk, sözün yandığı ve imanın bozulduğu bir meydanda başlar. Yalan ve hıyanetin birer münafık alâmeti olarak tahta oturduğu bu evrede; ârif olan, “Sırat-ı Müstakîm” üzere yürümeyi seçer.
II. Makam: Kapılardan Geçmek (Seyr-i Sülük) Kitabın gövdesini oluşturan beş ana kapı, ruhun kemale erme duraklarıdır: * Basîret Kapısı: Gözle görmekten (Ru’yet) vazgeçip, kalple görmeye ve kâinattaki ilahi işaretleri (Şuhûd) okumaya geçiş. * İncelik Kapısı: Gönlün bir cam gibi incelmesi (Rikkat) ve merhametin tüm benliği kuşatması (İtaat). * Sevgi Kapısı: Geçici heveslerden sıyrılıp, sadakatle sevmeye (Vefâ) ve tüm benlikle teslimiyete (Îman) varış. * İdrak Kapısı: Sadece akılla değil, yürekle anlayarak (Hidâyet) varlığın en derin secdesine (İbâdet) ulaşıldığı makam. * Tefekkür Kapısı: Kâinat kitabını her zerrede Hakk’ı görerek okumak ve ümidin duasını (Teemmül) kuşanmak. Sırr-ı Sükût ve Necât Beş kapının her birinden “bir parça daha eksilerek” geçen yolcu için artık söz biter. * Huzurun Reçetesi: Sabreden görür, gören hisseder, hisseden secde eder ve bulan susar. *
Büyük Mühür:
Susan kurtulur (Necât). Çünkü dünyanın süsü insan, amelin süsü ise ihlâstır.
Mühür Beyit:
“Böylece sustum artık; söz bende değil Hakk’ındı, Sükût kalbime indi; her şey O’na yaslandı.” Eksilerek geçtik, bularak sustuk...
GÖNÜL LÛGATI:
Kavramların Hakikati Bu bölüm, eserde geçen kapıların anahtarları mahiyetindedir. Kelimelerin zâhirinden bâtınına yolculuk etmek isteyen okur için bir rehberdir. I. GÖRMEK ÜZERİNE (Merâtib-i Ru’yet) Ru’yet: Gözün maddeyi ve şekli seçmesi; sathî bakış. Nazar: Bakışa fikrin eşlik etmesi; eşyayı bir sebep-sonuç dairesinde görmek. Basîret: Kalp gözünün açılması; eşyanın ardındaki ilâhî sırrı seziş. Şu‘ur: Varlığı sadece görerek değil, hissederek ve uyanık bir ruhla idrak ediş. İdrak: Görüleni anlayışla mühürlemek. Kulluk: Her zerrede Hakk’ı görüp, tüm benlikle O’na teslim olma hali.
II. SEVMEK ÜZERİNE (Merâtib-i Muhabbet) Hevâ: Akıl dairesinde, bazen zihni bulandıran sevgi. Aşk: Kalbin şiddetli arzusu ve yanışı. Heves: Nefsin geçici ve aldatıcı iştahı. Vefâ: Sevginin sadakatle imtihanı; verilen söze ruhla bağlı kalış. Îman: Sevginin en yüksek makamı; tüm benlikle inanarak ve güvenerek bağlanmak.
III.ANLAMAK ÜZERİNE (Merâtib-i İrfan) Dirâyet: Akıl ve mantık yoluyla kavramak. Rivâyet: Nakledilen bilgi üzerinden anlam kurmak. Hidâyet: Anlamanın yüreğe bir nûr gibi düşmesi; doğruyu buluş. Firâset: Bakışın keskinliğiyle, gizli olanı ferasetle sezmek. İbâdet: Anlamanın zirvesi; bilginin eyleme ve huşûya dönüşmesi.
IV.İNCELİK ÜZERİNE (Merâtib-i Rikkat) Dikkat: Gözün eşyadaki detayı seçme zarafeti. Rikkat: Gönlün yumuşaması; merhamet ve şefkatle inceleşmek. Muhabbet: Ruhun incelip bir başka ruha akması. İtaat: Benliğin incelip Hak karşısında boyun eğmesi.
V. DÜŞÜNMEK ÜZERİNE (Merâtib-i Tefekkür) Tezekkür: Geçmişin ibretlerini hatırlayarak düşünmek. Tedebbür: İşin sonunu ve geleceği hesap ederek derinleşmek. Teakkul: Akıl yürütmek; sebep ve sonuç arasındaki bağı kurmak. Tefekkür: Eşya ve olaylar üzerindeki ilâhî delilleri okumak. Teemmül: Ümit ve beklentiyle, sükûnet içinde düşünmek.
Kayıt Tarihi : 15.2.2026 19:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!