Fotoğrafçı Güneydoğu ’dan İstanbul’la göç yâda yolculuk yapan insanların fotoğraflarını çekmek için ,Tren gar’ın çıkış kapısına bakan kaldırıma dayalı demir korkuluğa yaslanarak neredeyse her gün aynı güzergahta ve aynı duruşta bekler
Saat 12:45 tren gara giriş yaptı
Fotoğrafçı cebinden tütün kesesini çıkardı kesenin içinde bulunan piposunu aldı ve sol eliyle parmaklarının ucuyla tütünü alıp pipoyu doldurmaya başladı dolum işlemi bitince piposunu ağzına götürdü
Ağzındaki ön dişleri olmamayışından dolayı piposunu dudaklarının kenarıyla tutuşturdu sağ elini sağ cebine koydu çakmağı aradı sonra sol cebini aradı bulamayınca tütün kesesine baktı orada bulamadı sonra eğilerek yerden fotoğraf makinesinin çantasını aldı çantanın ceplerini ters yüz etti kendi kendine yok yok diye söylendi hemen bu söylemin ardından hay aksi şeytan çalmağı kaybetmiş olmalıyım dedi
Ağzından pipoyu aldı kesenin içine geri koydu kesenin ipini boğusundan tutarak kesenin ağzına iki tur atırdı ve kesenin ağzını bağlayarak çantaya koydu
Tekrar doğruldu etrafa bir göz gezdirdi tren garın çıkış kapının ağzında hamallar müşterilerini beklerler yağlı müşteri kapmak için binbir hünerlerini sergilerler
Ne var ki ekmek parası sırtlarına yük almak onlar için hamalık bir meslek bir çok insan için hamalık eşekliktirdiye hor görebilirler bir birleriyle yarışırlar gar çıkışında genç talebeler ve üniformalı asker ve işçiler kiminin ellerinde torbalar kiminin plastik poşetler ve valizler bavullarıyla göründüler
Seneler seneleri değiştiriyor şehrin yapısı eski binaların yerine yeni modern binalar inşaa ediliyor artık atlı arabalar azalmaya başladı motorlu araçların oranı çoğaldı
insanlar yenileniyor üst başlarıyla beraber hal ve hareketleri konuşmaları yürüyüşleri tam manasıyla kendi uyumundan daha farklı bir hal almış durumdalar
Fotoğrafçı için bu olağan bir durumu evet
fakat kabul etmek gerekir ki zaman çok şeyleri değiştirdiğini farkındalığını anlamıyordu
Sol ellini sakallarına götürdü parmaklarını tarak gibi kullanarak sakallarını taradı istediği insan manzarasını bulamadı diye düşüncelere daldı
Nerede o eski günler mırıldandı ah ulan hayat bir memleketi değiştirdin insanlarınıda bi o kadar
Ya ben beni bir hayvanın işkembesi gibi büzülten nedir yoksa bu içinde bulunduğum dramatik trajik yaşamım mı
gök yüzüne baktı gözleri Allah’ı aradı gök yüzü masmavi gözlerini çattı bir uçağın egzozunun arkasına bıraktığı upuzun beyaz bir karartı gördü gök yüzündeki ize tam doğruldu iz adeta başının üstünde göğe yükseliyor gibi görünüyordu gözlerini kapadı o karartıyı bir ışık olarak hayal etti ve gömleğinin üst döğmelerini üçünü açtı bağrını göğe doğru kaldırdı ve ağzını açabildiği kadar açtı sonra ellerini bir huni gibi yaptı ve ağzına götürdü o pozisyonda biraz bekledi dua etmek için hazırlandı o anda trenin kornası duyuldu birden irkildi çevredeki kalabalığın sesi kesildi kulakları çınlamaya başladı hiç bir ses duymaz oldu Güneş Işınlarının yerine farklı cisimler görüyordu gözlerini dahada sıkıca kapadı Allah ille arasındaki o maneviyatı yakalamış gibiydi içinden dua okumaya başladı
Ey yerleri ve gökleri var eden
Dağları taşları un eden
Karanlıkları gündüze çeviren
Böceklere kanatlandıran
Havada karada ve suda bütün canlılara Can veren yüce göç
Bendeki çürümüşlüğü al vücudumun dehlizlerini arındır ayak tırnaklarımdan saçlarımın teline kadar kundaktaki bebe gibi baştan yarat
Öyle yarat ki hiç bir kötülük hiç bir hastalığın etrafımda yeri olmasın
Ona doğru bir eskici yaklaşmakta esileri alırım eskileri alırım eskijiiiii
Fotoğrafçı gözlerini açtı eskici adeta kulağının dibinde bağrışıyor fotoğrafçı gözlerini eskiciye dikti sonra gökyüzüne tekrar baktı Eyy allahım bu mu benim revam
Tekrar gar girişine bakarak tren garından bir çift yaşlı çıkarken görür çok
Onların fotoğraflarını çekmek için bir kaç denemede bulunur ,fakat gar çıkış kapısı kalabalık sebebiyle net fotoğraf sonucuna ulaşmamaktadır
Bu çift silah zoruyla evlerinden çıkartarak göçe zorlatmışlardı
Bütün hayatları boyunca.topu topu alabildikleri ve gerekli gördükleri ne varsa bir çuval un’un içine koyup evlerinden öylesine silah zoruyla ve ölüm tehditleriyle çıktılar
Paralelinde köyde yaşayan insanların tamamı bu işlemden geçirtiler
Askerler önce köyü yağmaladılar ve sonra her bir evi özenle ateşe verdiler
Köydeki dumanların yükselişi gök yüzünü delip Allah katına kadar varmıştı
Sonra Allah bu dumanlardan rahatsız olup kül olarak geri yağdırmıştı
Fotoğrafçı onları durdurur ve sorar bir resminizi çeke bilir miyim
Kadın Bizim resmimizi mi
Fotoğrafçı Evet
Kim bakacak ki resmimize
Fotoğrafçı Evinizde duvara asarsınız
İyi ama biz çadırda yaşıyoruz
Olsun Saklarsınız
Sizden sonra gelenlere hatıranız olur
Bizden başka mı Bizim hiç kimsemiz yok ki
Ayrıca böyle bir yerde çekmek istediğiniz resim gerçekliğimizi anlatmaz
Evet tamda sizi anlatır beni anlatır yani hepimizi Sizin üstünüzde ki kılığınız kıyafetiniz bu topakların esası
Sizler olmasaydınız
Vatan olmazdı
Sizler olmadaydınız biz olmazdık
Sizler olmasaydınız bu şehrin tepelerinde çanlar olurdu
Sizler bu ülkenin tabiatısınız
Eğer siz yok olursanız bu resimde yok olur
Şehirlerimiz topraklarımızı insanlarımızın tamamı
Ferat Atalay
Kayıt Tarihi : 30.11.2025 14:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!