Bir şiirimin hikayesi:Yine adını anmadan geçemeyeceğim, hayatta ise selamet öldüyse rahmet diliyorum... Öykülerime konuk ettiğim adını şükranla andığım Orhan abim, bir sinema gişesinde çalışıyordu... O yıllarda süper güzel filmler geliyordu şehrimize... Hafızamızdan silinmeyen, filmleriyle büyüdüğümüz; aktris ve aktörlerin unutulmaz filmlerini İstanbul’la aynı günlerde izlerdik... Ve Orhan abim bana film afişleri getirirdi kocaman kocaman afişlerdi her biri. Afişleri bana ait gizli bir çekmecede yıllar yılı sakladım onları.
Sanırım sinemaya olan aşkım da o afişlerle o renkli dünyayla başladı... Herkesin bebekleriyle evcilik oynadığı küçük yaşlarında benim bir sinema dünyam vardı...
Bu yüzdendir ki söze her başladığımda sinemaya olan aşkımı söylemeyi unutmam... Sinema çok iyi bir buluştu; sonraları radyo ve sinema eğitimi alan kızımın kitaplarını okumaya başladım... Geç kalmıştım, gazeteci olmayı da çok düşünmüştüm ilk zamanlar, ama belki de sinema eğitimi almak için çaba göstersem diretseydim daha iyi olurdu..
Gazetecilik hevesi de, o yıllarda kızların uzak şehirlerde okuması mahzurlu görüldüğünden kursağımda kaldı...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta