BENİM DÜNYAM
Her gün savaş, her gün ölüm, çok yazık,
Her gün şiddet, her gün zulüm çok yazık,
Rabbım gel gör bak ta, kulların azdı,
Artı dünyan mutlu etmiyor beni,
Böyle bir dünyayı istemiyorum,
Benim dünyam aşk dünyası olmalı.
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Yoruma çok teşekkür ederim sağ olasınız.
Yoruma çok teşekkür ederim sağ olasınız.
Yoruma çok teşekkür ederim Mustafa bey sağ olasınız.
Böyle değildi,
Çeyrek asır önce!
Git gide kötüledi
Hastalandı bu dünya!
"Pandemi" ne ki,
Savaşlar,
Göçler
Güneyden kuzeye,
Çekilmiyor bu bu yük,
Bana eskisini verin diyor
Şiir!
Tebrikler Fahri Bey..
Yoruma çok teşekkür ederim Mustafa bey sağ olasınız.
RABBA İSTİDA
Sevgili Allah/Tanrı/God/Yehova!
İlk önce tüm insanları kandıran, kötü yola iten, suç işlemeye ikna eden Şeytanı bağla!
Sonra insanın içindeki kötülük işleme dürtüsünü yok et!
Bu şekilde
Yüzbinlerce sinagoga, kiliseye, camiye, tapınaka; Haham’a, papaza ve imama gerek kalmaz. Hem biz rahat ederiz hem de sen rahat edersin! Ne gerek var meleklere, cennete, cehenneme, hesap gününe ve bilanço tutmaya, değil mi? Ha yok eğer buna gücün yetmiyorsa, demek ki yaratıcı değilsin, yok gücün yettiği halde bunu yapmıyorsan, demek ki en kötü olan SENSİN.
Önerim gayet basit ve net! Hem bizi hem kendini kurtar!
Hürmetlerimle!
Yoruma çok teşekkür ederim sağ olasınız.
Sevgili Allah/Tanrı/God/Yehova!
İlk önce tüm insanları kandıran, kötü yola iten, suç işlemeye ikna eden Şeytanı bağla!
Sonra insanın içindeki kötülük işleme dürtüsünü yok et!
Bu şekilde
Yüzbinlerce sinagoga, kiliseye, camiye, tapınaka; Haham’a, papaza ve imama gerek kalmaz. Hem biz rahat ederiz hem de sen rahat edersin! Ne gerek var meleklere, cennete, cehenneme, hesap gününe ve bilanço tutmaya, değil mi? Ha yok eğer buna gücün yetmiyorsa, demek ki yaratıcı değilsin, yok gücün yettiği halde bunu yapmıyorsan, demek ki en kötü olan SENSİN.
Önerim gayet basit ve net! Hem bizi hem kendini kurtar!
Hürmetlerimle!
Yoruma çok teşekkür ederim sağ olasınız.
Bu şiir ile ilgili 6 tane yorum bulunmakta