BİRECİK GÜNLÜĞÜMDEN/BENİM DOĞDUĞUM YERLER
Benim doğduğum yerlerde, kırk ikindiler döverdi camları...
Kapanınca tahta panjurlar telaşla, sabırlı bir bekleyiş başlardı akşama doğru
Komşu uncu teyzenin bahçesinde kuyu, bizimkinde musluk vardı.
Ama ben hep kuyudan çekmeye giderdim suyu, bizimkilere görünmeden.
Onu evde bulamazsam, yandaki komşu Fatum bacının tulumbasında alırdım soluğu.
Anlayacağın, o zaman da beş para etmezin biriymişim işte...
Benim doğduğum evin hayat denen bir iç avlusu vardı kırmızı mermer döşeli.
Kaptığım gibi hortumu, başlardım taş basamaklardan aşağı vurmaya çalı süpürgesini.
Aslında hiç de sevmezdim o hortum denen nesneyi.
Bir ara yine alırdım elime kovayı, devirirdim şelale misali üst baştan, alt başa doğru.
Benim doğduğum evin merdivenlerinde, sıra sıra çiçekler vardı.
Renk defilesi yapardı, bugünün hormonlu güllerine nispet edercesine.
Hele bir de bahçenin köşesinde duran kebbat ağacının yaydığı o turunçgil kokusu yok mu...
Her bahar limon çiçekleri açardı dallarında. Ortancalar ise bir başka alemdi.
Nasıl da göz kırpardı avluyu kapatan asmanın korukları, sen bilmezsin.
Dayadım mı damın bir köşesine süllümü, kimselere görünmeden, tırmanırdım en yükseğe bir kedi gibi.
Kıyametin büyüğü de beni ortalarda göremedikleri zaman kopardı.
Oysa ben, on metre yükseklikteki duvarın üstünden sürünerek karşı damdaki asmaya geçmiş,
topladığım korukları eteğimde bohça yapmış geri dönüyor olurdum.
Yazık ki başını havaya kaldıran annem çıldırmış olurdu, gördüğü manzara karşısında.
Can kurtaran simidi teyzelerimin arkasından, dayak yememek için sokağa fırlardım.
Ertelenirdi yiyeceğim dayak, dedem ve dayılarımın gelişine kadar.
Onlar varken kimse dokunamazdı, nasıl olsa.
Benim doğduğum yerin kıyısından geçerdi Fırat’ın azgın suları.
Her yaz nehir kuyusunda kurulan kabiyeler, kendir yapan insanlar, panayır yerine çevirirdi memleketi.
Kınalı keklikler dolaşırdı dağlarında.
Her bahar sürüler halinde akın ederdi Kel Aynak denen kuşları.
Damda kurulan tahtlarda seyrederdim, yıldızlı gökyüzünü.
Dalından yemeği severdim meyveyi.
Ağaç tepelerine tırmanmak ne de keyifliydi.
Bayram yerinde naarelerde kahkahalarımız yankılanırdı mutlu.
Tahta salıncaklarda keyifli çığlıklarımız hala yaşıyor mu?
Kaç kez öperdim dedemin elini ve gülümseyerek; "yine harçlığın mı bitti" derdi rahmetli.
Sen bilmezsin benim doğduğum yerin ağıtlarını.
Nasıl da yanık söyler oysa Barak delikanlıları.
Şimdi ellerim titreyerek silerken yüzümü,
hıçkırıklarıma gömüyorum, doğduğum evin satıldığını haber aldığım günü.
Görüyorsun ya, ben yine aynı serseri, aynı asi, beş para etmezin teki.
Nedendir bilmem ama, çocukluğumdan beri herkes "deli" derdi.
Al bütün lüksüyle apartman dairelerini.
Yüreğim buz kesti, titriyorum.
Bir avuç “doğduğum ev”istiyorum.
Okşayarak bırak ellerime şimdi.
Eylül GÖKDEMİR... 24 Ocak 2011
Eylül GökdemirKayıt Tarihi : 25.1.2016 20:58:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
bir anı
TÜM YORUMLAR (1)