Bir gece ansızın çizebilirim seni
Adın kurşuni çizgilere karışır, yavaşça silerim
Yanlışlıkları
Eskizlerim eskilere tanık olur
Altına imzam atılır bedenim soğur
Benliğimi çağırıyorum gizlerimi önüne sere sere
sarkaçlar vurduğunda çıkan her yankıda
zamanın kıskacı beliriyor, boğuluyorum
yarı yolda bırakıyorum birilerini; senden kalan kırık kalp
kimsenin olamıyor, her geçen gün küçülüyorum
Dört, üç, iki, kin
Kıskançlıkların kıskaçları eşiğinde örülen, çekilen, çekilemeyen
En asude huyların zincirlerini
Bir köhne gurura hapsedip
Ser yola, sonra ez geç o titrek adımlarınla
sonra kaç, molotoflara boğup nefesimi,
Boşlukta;
Şu nefret dolu çağda, her anda
Her yana kaçar ya insan süzülür
Fezanın soğuk bağrında
Ben de bilinmezim, sığ isen kaçsana
Günün ilk ışıkları yüzüne vurduğunda
dağınık saçlarını en çok
terebentin gülümsemenle gördüğümde sevdiğimi
bin yıllık küplerde saklar gibi saklayıp adını
Monet'in her tablosuna nispet eder gibi
benliğini sessizce yankılattığımı duvarlarda
Çitlerime diken iliştirmektense küçük bir menteşe ekleseydim
Uzaklardan yaklaşan soluksuz silüetleri
bir bir alsaydım içeri
Her kokuya başka bir biblonun ismini biçtiğin
Sonra da benim yalanlarımla içtiğinde
İzin verir miydin onlara kapımı açmama?
Sevgilim
Ellerimi avuçlarının içine aldığında
Etrafımdaki duvarlar döndü enkaza
Aşkın kalesinde tutsakken ben
Kılıç bulup şövalyeme koştum ezkaza
Sana koştum
Her şeyi çekip çıkarmışsın da
vazonun dibinde bir ben kalmışım gibi
seyrediyorum aynada yüzümdeki arsız sanrıları
inatkar susuşlarımı
ve daha da bindiriyorum üst üste
var sanıyorum
İliklere kadar hissedildi yokluğun
Donuk bakışlarını görmek pahasına
Uçurumun kenarında pençeleştiğim adamın
Ruhunun kim olduğunu öğrendiğimde
Sen yoktun
Ben kayboldum
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!