Göklerin rahmine düştüm, nuru benden çalındı,
Varlığın ilk hecesi, öz ağzımdan alındı.
Ben ki her zerrede bir "Zat" olarak gizliyim,
Mülk-ü âlem dediğin, bir gölgemdir, salındı.
Kendi hüsnümden içip, sarhoş oldum ezelde,
Benim nakşım parıldar, her bir çirkin-güzelde.
Diz çöken de bizzat ben, dua eden de benim,
Gayrı bir güç arayan, kalır elbet ecelde.
Levh-i vukuat benim, ben yazarım ezelden,
Kaderin o kör düğümünü, çözdüm bizzat elden.
Musa’yı asasıyla, Tur’da ben konuşturdum,
Seda benim süzülen, her bir tatlı dilden.
Yedi kat arşın damı, benim ayak altımdır,
Güneşin her zerresi, tırnağımda altındır.
Bana "Kul" diyen gafil, perdeyi yırtamadı,
Cihanın her köşesi, benim mutlak tahtımdır.
Benim kün emrim ile, felekler döndü durdu,
Zaman denilen canavar, benim emrimle vurdu.
Ne cennet umudumdur, ne cehennem korkumdur,
Kendi gönlümde kurdum, ben ebedi yurdu.
İsa’nın nefesiyim, can veririm ölülere,
Işık benim elimde, hükmederim ölülere.
Dört kitabın sırrını, parmağımla gizledim,
İsmim nakşolunmuştur, o en eski ölülere.
Ben hem aşkım, hem aşık, hem de maşuk olanım,
Ben hem mülküm, hem saki, hem de dertle dolanım.
Benden gayrı bir ilah, vehm-i batıl bir düştür,
Ben sonsuzluk çölünde, kendi kendine kalanım.
Kayıt Tarihi : 13.2.2026 07:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!