Sevmek mi zor, sevdiğine sevgini hissettirmek mi,gerçek aşk hiç sizin yüzünüze gülümsedi mi?
Yüzü esrarlı, sözleri yalan, adına aşk denilen her duyguya alıştırıldık, kandık. Belki de “bilerek” kolayımıza geldi “aşık” olmak. Hissetmek yerine sözcüklerle avunduk. Bazen bir bakışa, bazen pembemsi dudaklarda takılı kalan gülümsemeye iç geçirdik. Ulaşılmaz olan her yabani çiçeğin peşinden sürüklendik. Gün batımı hızında aşklar yaşattı hayat bize, kabullendik. Dili zehir tadındaki her şeyi aşk kadehine koyarak yudumladık, aldandık. Gerçek gibi yaşatılan yansımasız eğreti duygulara, ödünç sevdalara yenik düştük. Tükendik…
Utangaçtır oysa ki aşk; dili tutuk, yanakları al al’dır. Yaldızlı sözcükler yavan kalır, kaldırıp başını bakamaz açmamış gülünün, gül yüzüne. Değdiremez kirpiğini sevdiğinin cemaline. Suskun ve içlidir… Kaç satır tüketir, kaç şarkı besteler… Kalemler, tükenir sözler kifayetsiz kalır; ama aşkını anlatacak sözler hep eksiktir, yarımdır sanki. Dil devreye girince bozulur o ummana boylu boyunca uzanan büyü.
Sözler; yerini gülen nemli bakışlara bırakır, dil artık hükmünü kaybetmiştir. Vaatler veremez sevdiğine, yarına çıkmaya mecali yokken, onunla geçirilecek bir dakikaya teslimdir artık çaresiz ve tutsaktır gerçek aşkı tadan yürekler.
Bizler sevmeden sevilmeyi, beklentisiz teslimiyeti hiç öğrenemedik.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Güzel ve anlamlı çalışmanızı zevkle okudum Sayın Ustaosmanoğlu! Can-ı gönülden tam puan ile tebrikler ve listemde. Yüreğiniz dert görmesin, kaleminizden mürekkep eksilmesin.
Aşk Dediğin Yalnızca Bir Dalga...
Dalmışız bir gönül deryasına,
Aşk dediğin yalnızca bir dalga...
Gönül durgunsa kaybolmakta,
Ama sevgi hep yaşamakta..
Benokyanus Yücel Terkanlıoğlu
Hanımefendi
Şiirsel mektubun sonunda şiirle bağlamak çok sevdiğim bir şeydir. Severek okudum. MÜKEMMELDİ. Gönül defterimden 10
Sözler tükettik ardını düşünmeden
Aşkı baki bildik yanıldık.
Yalanlarımıza biz bile inandık
Sevgiyi tükettik
Gerçekle yalan arasında gidip geldik.
Kandırdık / kandık bile bile
İnanmışlıkla, vurdumduymazlığı
Kardeş bildik.
Sevgiye eş koştuk
Yan yazılmış bir sekiz kadar saygılar...
Âlimoğlu
TANIM MÜTHİŞ........TEBRİK EDERİM 10+ANTOLOJİM
Tek kelimeyle muhteşem...
ha şunu bileydik...
bizler sevmeyi hiiiiç öğrenemedik..
harikaydı can...tam puan..ve sevgiyle yebrikler...
evet çok haklısınız. anlamlı ve yerinde bir çalışma olmuş
Bu şiir ile ilgili 6 tane yorum bulunmakta