İlk celsede kayboldu, Ergenekon’ un izi,
Tiyatroya dönüştü, dokuz bölümlük dizi,
O ekranlar yetmedi, gizlemek için sizi,
Deniz kurudu artık eve dönün avcılar,
Bakışlarından bile suçu belli savcılar.
Seyretmek enginleri,
Senin seyrine dalıp.
Bir kuş gibi bi çare,
Yorgunca kanatlanıp.
Senle süsleyip düşleri,
Şarkı mısın hep dillerde?
Gonca mısın al güllerde?
Hasret misin yad ellerde?
Söyle sevgili sen nesin?
Mavi misin? Kırmızı mı?
Tekirdağ Palas’ta son günlerimiz
“Tatil nasıl geçti” diye soracak olursan
Hiç memnun kalmadık
Servis, disiplin
Sosyo-Kültürel Etkinlikler tamam
Altmış gün bitti
Koskocaman altmış gün
Her anı hasret dolu
Özlem dolu
Sevda dolu altmış gün
Sensiz hiçbir şeyin tadı olmuyor,
Ne yapsam hikâye, yerin dolmuyor,
Geceler uzuyor, güneş solmuyor
Bu ayrılık biter mi hiç gül yüzlüm.
Yazıp çiziyorum, ama yetmiyor,
Söz vermiştim sana, birkaç ay diye,
Yaz sonbahar derken, kış geldi geçti,
Bunca kulu varken, bilmem ki niye,
Felek çemberine, hep beni seçti,
Hayalle avundum, ne gördüm ki? Hiç
Karakış zemheri vız gelir bana,
Ecel olsa yolun koşar gelirim,
Hiçbir engel çeviremez yolumdan,
Çılgın sular gibi coşar gelirim.
Sen denizde ben dağlarda yol alsak,
Dost bir liman gibidir, her saat seni bekler
Arayı açınca sorar, ve aramanı bekler
Başın dara düşünce, ilk onu aramalı
Ona bir şey olunca, ilk sen uğramalısın
Dost bir nefes gibidir, ensende hissettiğin
Ayrılık uzadıkça, yükseliyor duvarlar,
Aralığın son günü, serpiştiriyor karlar,
Her hasret sabahında, körpe bir ışık parlar
Bu günde oldu akşam, yine bitmedi hüzün.
Ne baharın tadı var, ne kışın ne de güzün.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!