Şairin Hayatı İle İlgili Bir Bilgi Girilmemiş
Eserleri
Ömür dediğim…..Yaşam prangası
Yaşım sekiz miydi dokuz mu?
Elimde simit tepsisi, bir liraya üç mahalle gezisi,
Kırk simitte 10 lira kâr’ı vardı günlüğün,
Mahalle camisi kuran eğitimi, din dersi,
Bu sefer ayaklı ciklet ve tereyağlı tezgah tepsisi,
Çekirdek dolu tenekeyi unutmamak lazım,
Yaşadı bu baş tepsi altında narinvücutta hepsi.
Bilye oynarken kalecilik yaparken çatlardı ellerin üstü,
Bazen olurdum bakkalın çırağı, bazen manavın yamağı,
Ses mi oo çok güzel camide müezzin, sokakta mı
Hatırlatır şu an “tazeeeesimiiitvarrrr”Seçmecebunlarrrrr”
“haydiannnaaaakuzuusuuu”gel abi gelllll buraya geeell” sesi.
Savaş başlamıştı hayatla; yaş daha henüz onikisi..
Evde havlu kenarı, oto koltuk kılıf dikişine yardım ederdim ablama,
Tuğla indirir, çimento yüklerdim kamyoneti olan babamla,
Sevdim mi bilmiyorum platonik aşkla bilmem kaç kızı,
Sazı elime aldığımda yaşım daha henüz yine daha onikisi…
Evde sokakta “ana kuzusu” hapisteyken babam ben “ evin direği”.
Dolaştı bir ömür hem ananın hem babanın yüreği.
Sevgiye sevgiliye kapatılan kapılar kapandıkça yüzüme,
Sınav eğitim üniversite maddi sıkıntı diyordu benliğim banane!
Askerliğin dersi, hayat okulunun başlaması bir işyeri,
Hayat dersi de veren ablaydı on beş yaş büyük biri.
Güler mi diye başlayan memuriyetin başlangıcı,
Takibat mı tahribat mı servisin olmuştum baş tacı.
Kendini beğendirmek için yaparken binbir şaklabanlık,
Evlendim verdiler içişleri bakanlığına bağlı bir bakanlık.
Ne huzurla başladı ne huzursuzdu yaşam kavgası,
Yüzüm sivilceli buğday, başım saçsız Harran ovası.
Çocuk dedik güldürür yüzümüzü bizi yapar kral,
O ‘da kadersiz doğmuş hayata küsmüştü bu ne hal.
Kaderi düğümleyen koskoca bir yıl kanserli anama,
Anamın ölümünü süsleyen müteşekkirdim canım kızıma.
Koşturmaca geçerken herkes gibi ömür dediğim,
En çok kuru fasulye pilavdı haftada bir yediğim.
Tutumlu ol para biriktir al-sat yap işlet devret hayatı,
Bazen nar gibi dağınık, bazen kuşburnu marmelatı.
Haberi vardı bu canın haberi yoktu tüm cananın ölümden,
Güya, ne kimse hayır gördü ne kimseye hayrım oldu benden.
Geçti yirmibeşyıl benden benim taa içimden, derinden,
Hayat bir şey vermemişti ne de almıştı beni benden.
Döndüğümde bakıyordum geriye, ne vardı ne yoktu diye,
Göremedim koskoca “elli yıl” geçmişti yaşam kavgası ölesiye.
Yaşam kazanmıştı ben ise kaybetmiştim bu kavgayı.
Alasım geldi üç metre kefen ile bir buçuk metre arsayı
Kaybetmiştim artık yaşam kavgasını,
Elli yıl fark etmemişim hayat prangasını….
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!