Bayramda Miracındayım…
- Üfleme dünyamı -
Devrik meridyenlerle savrulan yakarılarımızın tanımsız zaman aralığında
beni bilinmezlere attın. Sahi hangi saat dilimdesin, bensiz nasıl batar güneş pencerende.Ruhumu giydirdim özlem kumaşından senin güneşin soldurdu,senin yokluğun yamaladı.Bayram mutluluklarıyla kazılar yaptım tırnak uçlarımla sevgimizin en uçurumunda.
-İki kez düştüm birisi bayrama denk geldi.Aç bırakılmış hazlarım isimsiz,bir şeytanın eşeğine binmişti.İsimsiz,bir gece sevgisi kadar sevgi yoğuran anlık salya artısındayım.Geceler kendi geceliğini giymemişti,yıldızlar asla senin gözlerin gibi değildi.Ay yoktu, erkek bir gezegen mars vardı.Her erkek biraz marstan modlanır.Kodlarımız aynı aslında, zayıf yönümüzün gölgesinde başka adresler ararız.Sevgi sizin olsun der, zevk bizimdir.
Bilmelisin ki seni Çankırı ‘nın o meşhur, incecik küçük biberin çiçeğinde yaşadım ve meyve halinde hep soframın her anı oldun.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta