Acılara garg olmuşum bilmiyordum hangi sonbahar yaprağında düşeceğimi yada bilmiyordum hangi kar tanesinin kristali gibi bir gün su ve buhar olacağımı bir roman yazmak istemiştim sadece yürek sınırlarını aşan ve içinde art niyet,acı ve kederin olmasığı kısa bi roman içimi açıcaktım belkide o romana hayatımda hiç olmadığım kadar dürüst olacaktım belkide kendime bile olamadığım kadar dürüst! unutmayın sakın! ! ! herkezin kendine bile söylemeye cesaret edemediği bir sırrı wardır sakın unutmayın! ! ! ... uzun lafın kısası içim içime düşmeden yani sözcüklerle kendimi anlatmayı bilmeden önce içimdeki bişeylerden kurtulmak için yazardım çoğunlukla geçmişimdeki birçok anı, acı veya tatlı olarak yaşandı bitti diyemem yaşanıyo ama bitmiyor...sonra ne mi oldu yazmaya başaladım...neyimi yazdım
Herşeyi yazdım yazmaya çalıştım AŞKımı ACImı ALDANmayı ALDAYILmayı....geçti bazen herşey geçip gidebiliyor sanırım
Saatler,günler,haftalar,aylar,seneler kısacacı hayat ne çabuk kaçıp gidiyor ve kaçış anında nasılda savuruyor bizi savrulduğumuz yerden yeniden kalkmaya çalışsakta ayağa tam anlamıyla oluyor mu bilmiyorum? ? ?
Sancılanıyor bedenim,ruhum yaşadıklarımın verdiği acı değil bu yaşayamadıklarımın verdiği sancı,boşluk,huzursuzluk,yarım kalmışlık belkide belkide değil aslında öyle....
Yazdığım romanımda baş kahraman seçtiğim yarım bırakıp gittiğinden beri sözcüklerim de benden bağımsız hareket etmekte,pejmürde hallerimden onlarda sıkılmakta artık huzursulanmakta..güzel şeyler yazmak istemekteler iyi şeyler umutlu şeyler romanıma olan herzaman yanında olanlarla devam et demekteler haksız değiller aslında baştan aşağı haklılar da..!
Keşke hayatım hızlıca dünyaya inen ve çocukların şen kahkahalarıyla yere çarpan yağmur damlası gibi olsaydı hayatım sadece yerle gök arasında olurdu o zaman..huzurlu olurdu en azından yapmam gerekeni yaptığım için vicdan azabımda olmazdı..çünkü hayatta yapmam gerekleri yaptığım için vicdan azabı duyuyorum çoğunlukla...
Yada en sevdiğim şehirde hep aynı şeyleri yapsam hergün ama hergün...sabah kalksam gözümü açar açmaz kızkulesi manzaralı bir yerde çayımı yudumlasam sonra çamlıca tepesine çıkıp o eşsiz güzellikteki şehre kuş bakışı baksam ve şehirdeki binbir çeşit insan hakkında tahminlerde bulunsam,beyazıta geçsem ordan arkadaşımla onun çok sevdiği bir yerde kahve keyfi yapsam.Akşama doğru taksimden galataya doğru yürüsem ağır aksak insem galata köprüsünün altına.Gece gece yarısını az geçe gitsem balattaki köhne eski ama tarihi bir meyhaneye yudumlasam ağır ağır içkimi içkiyle birlikte içsem mehtapla birlikte denizi.....evime çekilsem usul usul sonra evimin içi İSTANBUL dolsa....
Hayatta olmasını istediğimiz şeyler üzerine hayal kurmayı bırakmamalı aslında.Ama içimize veremediğimiz cevab-ı müspetlerle kıvranıp dururuz çoğu zaman bir türlü ne hayallerin peşinden gideriz ne de içimzideki çekişmeye son verebiliriz...
Düzeltilmeyi bekleyen bir resim gibidir hayatta çoğu zaman hatta oldan daha acımasızdır.fırçayı sürdüğünüz an herşey her renk bir birine karışık tam bir kaos olur...Böyledir işte hayat bazı romanların başlamadan bitmesini sağlar, bazılarınaysa ilk cümlenin yazılmasına dahi izin vermez...benim romanımda böylelikle böyle oldu.!
Kayıt Tarihi : 1.6.2011 19:37:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

güzel çalışmanızı yürekten kutlarım, sevtap hanım.
+10
TÜM YORUMLAR (2)