Yıllar olmuş sanki görmeyeli,
Gözünü gözüme değdirmeyeli.
Nasıl da uzaklara düşmüş gözlerinin yolu,
Yorgunluğun çizgileri yüzüne vurmuş.
Yüzün soğuk,
Yüzün uzak,
Çıkartıp sandığından
Giyinmiş İstanbul beyazları.
İstanbul bugün beyazlar içinde…
Gelin misin be İstanbul?
Konfetiler mi dökülür başından aşağıya?
Salınıp durur rüzgarınla
Kim bilir ne güzel görünür gözlerin,
Ay ışığı vurduğunda yüzüne?
Ya da düşünce saçlarına kızıllığı güneşin.
Kim bilir?
Neyi anlatır sana gökyüzünün rengi,
Okyanusların o kopkoyu mavisi?
Öyle uzun sürdü ki gelişin,
Gecem yetmedi seni beklemeye.
Sabahın ilk ışığında gülüşün,
Yasla yorgun başını göğsüme.
Öyle geç kaldım ki hayata,
Önce ben sevmeliyim seni
Ama yavaş yavaş…
Önce ben sevmeliyim ki
Ellerim yüzünde dolanırken
Gözüm kapalı görmeliyim sevgini.
Dilinin en suskun olduğu anda
Sus anlatma sen bana kendini,
Ben sözün bittiği yerdeyim.
Ve hayatının gizli öznesinde.
Korkutuyorsa eğer susarak anlattıklarım,
Anlamları canını acıtıyorsa,
Hep bu yüzdense
Esip duruyor yine başımın üstünde,
Yedi tepeli şehrin rüzgarı.
İçimden alıp başımı gitmek geliyor,
Bu defa her zamankinden farklı.
Ardıma bakmadan gitsem bu defa,
Ki gitmesi kolay olsun.
Ayrı yollardan geçip gelmiştik aynı durağa.
Senin uçamayacak kadar yorgun kanatların vardı,
Benim omuzlarına ağırlık yükleyemeyeceğim yüreğim.
Ne sen bir cesaret uçmayı denedin,
Ne ben yüreğini yüreğime yükledim.
Bir gece düşsek de yine ayrı yollara,
Buz gibi alevler içinde beyaz bir gül,
Dikenleri batmıyor kimseye.
Suspus olmuş dalda bülbül,
Şikayetini getirmiyor dile.
Kapkara geceye doğuyor güneş,
Ay gökte asılı kalıyor.
Sevgiliye giden yollardan birinde,
Kaybettim yolumu.
Gökyüzü karanlık,
Ay karanlık,
Sevgilinin yüzü aya dönük.
Bir bilse bu yolda nasıl korktuğumu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!